Dalgalanmalar: yalan, İzmit Saat Kulesi, Ölüm…

Hikayeye nereden başlamalı bilmiyorum. Zaten başlangıçlar hayatımda hep sorun olmuştur. Adaptasyon süresini atlattıktan sonra ise alışkanlık yerini almıştır. Zor olaylar tabi bunlar. Arkanın sağlam olmasını bilmek güven verici. Aslında kendini bu şekilde kandırdığında da güven verici olabiliyor. Sanıyorum insan kendini kandırdığı sürece mutlu oluyor. Şu kendinizle barışık olun safsataları külliyen yalan. Ne olursa olsun kim olursa olsun, kendinden bir şey saklar, kendine yalan söyler. Kendine iyi yalan söyleyen kişiler aslında başkalarına yalan söyleyemeyen kişilerdir. Şimdi konu yalan söylemekten açılınca burada oturup ne güzel yalanlar söyledim diye böbürlenmeyeceğim. Zaten yok öyle bir şey. Hem her koyun kendi bacağından asılır, kime ne? “Vay duruma ne kadar kızdın var demek ki bir şeyler” diyen çıkabilir.  Sayın okuyucu kendi kendimi eleverecek kadar salak mı görünüyorum. Benim içim duşum bir, lakin içimin dışıma çıkmasını istemeyeceğinize eminim. Oysa ne güzel başlamıştım yazıya. Ümit vaat ediyor, beni bir adım öne çıkartacağını düşünüyordum. Şimdi ise aldığı yol, saçmalamaktan öte değil. Sanıyorum bende bir …

bu eve taşınalı nerdeyse iki sene oldu. gözlerimi açıp kapayıncaya kadar geçen bu vakit ruhumun yaşam kaynağı olan hayallerimin bir bir kaybolmasına sebep verdi. beni kollayan bu dört duvara mı serzenişte bulunmalıyım bilmiyorum ama elimde kalanın hayallerimden yoksun bir hayat olduğunun farkındayım. hava soğuk. nedense bunu sadece ayklarım idrak edebilmiş durumda. sırtımdan aşağıya süzülen ter, baloncuklar oluşturmuş saç diplerimdeki ter, dışarıdaki soğuğa aldırmadan buharlaşıyor sanki. her yer sessiz. içimdeki tek ürperti, vücudumdaki tek titreme, yalnızlığım aklıma geldiğinde oluyor sanki ve şimdi kalın bir yorganın altında bedenim fokurdamaya yüz tutmuşken, sırtımdaki derinlik hissi bir ürpertiyle kaplıyor bedenimi. her şey o kadar bilindik ki, gerçekliğin içerisinde içerisinde kaybolmuş hissediyorum kendimi. yalanlara ihtiyacım var, o kimsenin sevmediği yalanlara…

Back to Top