biri beni izliyor…

yada birileri. kim olduklarından habersizim. belki onlarda benim kim olduğumu bilmiyorlar. kim ile uğraştıklarının farkında değiller. öğrenseler büyük bir hata yaptıklarının farkına varacaklar. umarım bu çok geç olmaz. yakındalar. gözlerimi kapattığımdan gözerinin üzeirmde olduğunu hissedebiliyorum. tüm pencereleri kapadım. perdeleri ışığın bile giremeyeceği bir şekilde sıkıca çektim. yani görememeleri için elimden geleni yaptım. farketmediğimi sanıyorlar ama bu sabah birizi buz dolabındaydı. zeytin kutusunun içersinde gözlerini gördüm. açmaladığımı düşünüyorsunuz. onlar gerçeken gözdü. belki gerçek belki yapay ama gözdü. ona dokunmadım bile. nedense bu gün zeytin yemek canım istememişti. küçük ve etsiz olduklarından dolayımı bilmiyorum. belkide her biri bir gözdür. işin bu noktasını aklım almıyor. tek bildiğim varlıklarını hissettiğim. perdenin arkasında gölgeleri var. uzun boylular. hayalet gibi dolanıyorlar. sanki bazen birisinin diğerine fısıldadığını duyuyorum. buradalar içeride. gelecekten gelen yada geçmişe dönecekler. kim olduklarını bilmiyorum. bunların hepsini ben uydyrmuşta olabilirim. tek bildiğim izleniyor olduğum. kim veya ne tarafından olduğu benim uydurmam… <a href=’http://www.adhood.com/adserver/adclick.php?n=a48358ae’ target=’_blank’><img …

Kendimi Sakladım, Küçük Korku Filmlerinin Azılı Karakterlerini Unutarak…

Resim: Liv Nyborg Kendimi sakladım, küçük korku filmlerinin azılı karakterlerini unutarak. Asla beklemediğim bir anda olmazların üzerine çöken yanık tütsü kokuları etrafı saran. İlk kez almadığım, her ölümümde bunumda dolaşan. Son kez geldi belki, belki beklilerle örülü ağların son düğümünü attım bu kez. Hep hayaletleri sevdim. Onlar aslında yaşamıyorlardı ve ben hayal ettikçe uzaklaşıyorlardı benden. Hayaletler vardı bana yön veren küçük kibrit kutularına sıkıştırdığım ve birden parlayıp kaybolup giden. Hayat saçmalıklarını okuyordum, her kelimede biraz daha kaplıyordu içimi karanlık. Bilinçsizce bir şırıngayla dolduruyordum Azrail’i içime, altına benzer bir renkte mutluluğun en yücesiyle. İşte buyum, buradayım, hiç özelliksiz sadece ben olarak arzulanacak türün en umutsuz sürümü, asla yenisine yükseltemeyeceğin. Büyütmeye çalıştığında bedenini yırtacak. Acı ne kadar zevk vericiyse o kadar da dayanılmaz. Şeytan bile ateşini sevmez. Karanlığın son kez indiğini görür gibiyim, artık geçmişin başarısızlıkları yok hayatımda ve ardımdan beni kovalayacak kahpe mutsuzluklar. Açıkça belirtmeliyim ölümün yakışacağı tek bir insan olabilir …

Uzun Kollu İletişimsizlik

Yanımızdan geçiyor hayatın kırıntıları. Bilmediğimiz yüzlerde, hissiyat oyunlarına bürünüyoruz. Küçük gurur oyunları oynuyoruz kendimize. Ardından bir fıçı biraya yenik düşüyoruz. Acı çektikçe olgunlaşacağımızı düşünüyoruz. Ve küçük yalan büyük bir girdap sürüklüyor bedenimizi. Haddinden uzun kollu kıyafetlerle örtüyoruz ellerimizi, tırnaklarımızın ucunu kemirmeye başlıyoruz, kendi ağıtlarımızın içinde, tanrımıza ulaşmaya çalışarak. Konuşamıyoruz konuşmaya çalıştıkça batıyor boğazımıza derin derin umutsuzluğun kılçıkları. Hep bir kederle çalıyor kapımızı mutluluklar, Uzanmaya çalıştıkça çarpıyor yüzümüze. Hep başkaları olmaya çalışıyoruz, onlar gibi gülüyor, onlar gibi yiyor, onlar gibi eğleniyoruz. Onlar oluyoruz kendi sıfatımızdan farklı. Çünkü onlar tadıyor aşkı, onlar yaşıyor hayatı ve biz onlara sadece buğulu bir camın ardından ağlamaklı gözlerle bakıyoruz. Kişisel gelişim kitapları okuyoruz ve bilgenin neden Ferrarisini sattığını düşünüyoruz günlerce. Sadece aklımızı karıştırmakla kalıyor gelişim kitapları ve umutsuzca yine kendimize sarılıyoruz. Jim Morison’a hayran kalıyor Leonard Cohen’nin melankolik aşkına imreniyoruz. Onlar gibi küfrediyoruz hayata ve bir beyaz perdede oynuyor anılarımız, hep bir ağızdan ağlıyoruz. Hep yaklaştıklarımız …

Back to Top