Etiket arşivi: Yeong-hie Seo

buralarda yokken izlediklerim

3G – A Killer Connection (2013)

3g a killer connectionÇokta esprisi olmayan Hint korkusu açlığım gidermek maksadıyla izlediğim bir film 3G – A Killer Connection. Hikaye, kurgu oldukça basit. Oyunculuklarda aynı şekilde. Zaten aldığı puanlardan da belli filmin ne olduğu.

Film bir adamın sevgilisini öldürmesi ile başlıyor. Akabinde ana karakterlere geçiyor hikaye. Sheena sevgilisi Sam ile bilikte tatile gider. Burada Sam telefonunu denize düşürür ve ikinci el bir telefon alır. Ancak geceleri bilinmeyen bir numaradan çağrı, mesaj, video almaya başlar. Önce birilerinin dalga geçtiğini düşünür ama sonra kendisinde değişiklikler olduğunu fark eder. Bu durumu Sheena da fark etmiştir. İkisi telefonun eski sahibini araştırmaya başlarlar ve onu delirmiş halde bulurlar. Araştırma devam ettikçe bir ruhun telefonun içinde olduğunu anlarlar ve ondan kurtulmaya çalışırlar.

İzlenmesine çok gerek olmayan ancak Sheena rolündeki Sonal Chauhan için katlanılabilir bir film. Hemcinslerim açısından söyleyeyim. Tabi diğer çocukta Hint yakışıklısıydı ama biraz odundu. / Yönetmen – Senaryo: Sheershak AnandShantanu Ray Chhibber Oyuncular: Neil Nitin MukeshSonal ChauhanMrinalini Sharma https://www.imdb.com/title/tt2404519/

Pengabdi Setan (2017)

pengabdi setanEndonezya ağırlıklı olmak üzere Güney Kore ortak yapımı bir film Pengabdi Setan. İzleme sebeplerimden biri IMDB’de 7.4 gibi bir puan almış. Tabi bu puanı hak ediyor mu tartışılır ama çok kötü de bir film çıkmadı. Zaten film 1982 yapımı aynı isimle Sisworo Gautama Putra‘nın filminden uyarlanmış. Sanırım o süre zarfında biraz toparlamışlar filmi.

Endonezyalıların da Müslüman olduğunu hesaba katarsak onlar bizim gibi pek cinler ile uğraşmıyorlar. Tabii ki uğraştıkları filmlerde var ama her iki konuya da eşit değinmeye çalışıyorlar. Bizde ise şeytanlı film kaç tane var?

Filmin hikayesi oldukça basitti. Yani daha önce gördük. Senaryoda zaman zaman kopukluklar ve anlamsızlıklar vardı. Zaman konusunda sürekli tereddütte kaldım. Ne genel hikayenin geçtiği dönem tam anlamıyla belli, ne de olayların yaşandığı süreç bir zaman arasın. Korku sahnelerinin bir çoğu klişeydi. Atmosfer ve kültür farklılığı bu sahneleri zaman zaman çekici kılıyordu. Genel anlamdaysa korkuttuğunu söyleyemem. Tabi bu esnada oradaki adetleri de görmüş oluyoruz.

Film aslında bizde de arada sırada değinilen arada kalmışlığı anlatmış. Daha medeni bir aile profili onların başlarına gelen derken sosyal olarak dine yaklaşımlar da ele alınmış. Eski bir müzisyen olan kasın ani bir hastalığa tutulmuş ve yatalak haldedir. Çocukları ve kocası ona bakmaktadır. Günün birinde kadın ölür ve gömülür ancak gömüldükten bir süre sonra geri döner. Bu esnada biz de hikayeyi çözmeye çalışırız. Elbetteki dönmesinin bir sebebi vardır. Şimdi yazsam mı bilemedim. İzleyen olur belki.

Özetle meraklısı için izlenebilir bir film. Puanı yüksek diye aldanmayın. *** Yönetmen:  Joko Anwar Senaryo: Joko AnwarSisworo Gautama Putra Oyuncular: Bront PalaraeTara BasroEndy Arfian https://www.imdb.com/title/tt7076834/

Every Day (2018)

every dayFilmin konusunun bana değişik geldiğini söylemem lazım. Beni biraz iten kısım filmin çok fazla ergen olması. Ne bileyim böyle bir konuda biraz daha gizem, biraz daha gerçekçi ve sorgulayıcı bir şey bekliyorsunuz ama maalesef film bu bekleneni vermiyor ve klasik ergen filmi kıvamında ilerleyip bitiyor. Oysa üzerine çok beyin fırtınası yaratılabilirmiş. Bu haliyle filmin ana fikri ‘dış görünüş önemli değil gençler, önemli olan iç güzelliği’ olarak kalmış.

Tabi film ergen filmi olunca aradaki kuşak farkını da hesaba katarsak ben bunların ağzını burnunu kırarım demek istiyorum. Yok aslında bu filmde bunu çok az hissettim. Yine de ana kız karakterinizin bazı tavırları beni zıvanadan çıkardı. Lakin alışıyorsunuz izlerken.

Film doğduğundan beri sürekli başka biri olarak ve aynı yaşlarda uyanan birini anlatıyor. Yok aslında onu anlatsa iyi bir film olabilir. Bu arkadaş bir kıza aşık oluyor ve ona durumu anlatıyor. Derken ikisi güzel vakit geçirmeye başlıyor hemde sürekli başka biri olmasına rağmen. Kız için farklı bir deneyim tabi. Ama bu sürekli değişen abimiz ona asıl sevilecek şeyin beden olmadığını öğretiyor. Tabi burada bir soru daha. Sadece beden mi yaşı bildirir? Yani bizim değişken (hoşuma gitti bu böyle diye eğim) kaç yıldır böyle kendimi bilmiyor pekala acayip yaşlı da olabilir o zaman sübyancı mı oluyor? Yoksa kamuflaj karar vermekte yeterli mi? Film işte böyle değişik konularda dolaşacakken oldukça sığ ergen aşklarında yüzüyor maalesef.

Kurgu ve oyunculuklar fena değildi. Çekimlerde aynı şekilde ancak beni çok tatmin etti diyemem. Bu konuları seviyor ışık çaksın gerisini ben düşünürüm diyorsanız buyurun. *** Yönetmen: Michael Sucsy Senaryo:  Jesse AndrewsDavid Levithan Oyuncular: Angourie RiceJustice SmithDebby Ryan https://www.imdb.com/title/tt7026672/

Unsane (2018)

unsaneFilmin yönetmen koltuğunda başarılı bir isim var. Film geçtiğimiz iff’nde gösterilmişti ama gitme fırsatım olmamıştı. Gerçi son dönem de biraz mesafeliyim bu duruma neyse. Filmin en önemli özelliklerinden biri de iPhone ile çekilmiş olması. Tabi bu sadece sponsorluk açısından faydalı olmuş. Öyle iPhone ile çekilmiş dediysem de elimizdeki telefonla değil tabi ek donanımlar burada önemli. Madem teknik olarak başladık o şekilde devam edelim. Görsel olarak telefon ile çekilmesi bana ek bir duygu hissettirmedi. Sanki ışık biraz daha azdı ama bu bilinçli bir tercih olabilir. Birde görüntü kalitesi sanki günümüzü değil de daha eskileri anımsatıyordu. Bu sebepten dolayı filmin zamanı hakkında tereddütlere düştüm.

Fena bir hikaye yok karşımızda. Ancak filmde o kadar çok olay var ki zaman zaman ana hikaye nedir nasıl ilerleyecek sorusunu soruyorsunuz. Çünkü yan hikayeler direkt bağlantılı gitmiyor filmle. Tabi film gerilim olarak adlandırılırken asıl gerilim saplantı hali mi yoksa hastanelerin üzerimizdeki uyguladığı politikalar mı onu düşünüyorsunuz. Filmin kurgusu iyi yapılmış. Fazla karakter ve her karakterin konusuna odaklanmasına rağmen finalde pek fazla soru işareti kalmıyor aklınızda oldukça gerçekçi. Zaman zaman ise kimin haklı olduğu konusunda tereddüte düşüyorsunuz bu ikilem başarılı bir şekilde ve dozunda aktarılmış.

Oyunculuklar ise başarılı. Bilhassa ana karakter işi iyi kıvırmış. Oysa ilk dakikalarda karaktere pek ısınamamıştım. Gerçi çok sevecen olmayan itici bir karakterdi ama bu duyguyu iyi aktarmış oyuncu. Aslında tüm karakterler için aynı durum söz konusu. Bir türlü bağ bulamıyorsunuz. Kısaca kon ise şöyle:

Sawyer eski sevgilisi tarafından sürekli takip edilen ve şehir değiştirmek zorunda kalan bir kadındır. Yani bir şehirde yeni hayata başlar ama eski sevgilisini sürekli peşinde görür. Bunun için danışmanlık almak için bir hastaneye gider. Buradan çıkacağını düşünürken hastane onu isteği dışında alıkoyar. Sawyer burada da eski erkek arkadaşını görür ama kimseyi inandıramaz. Bu bahane ile hastane onu içeride daha fazla tutar.

Çok beklenti yükseltmeden izlenebilecek bir film. Zaman zaman sinir bozuyor ama çok fazla germiyor. **/ Yönetmen: Steven Soderbergh Senaryo: Jonathan BernsteinJames Greer Oyuncular: Claire FoyJoshua LeonardJay Pharoah

The Ashram (2018)

the ashramGezi ve gizem filmi olması sebebi ile filmi izledim. Ne yalan söyleyeyim afiş bana dikkat çekici geldi. Biraz ansiklopedik bilgi vermek gerekirse Ashram Hintçe’de “dünyanın çatısı” anlamına gelmekte. Aynı zamanda herkesten uzakta yan yana birer oda şeklinde kurulmuş yerlerde yaşayanlara da verilen isimmiş. Filmde zaten bu konuyu ele alıyor.

Jamie’nin beyninde beyin tümörü vardır ve yakın zamanda öleceğini söylemiştir doktorlar. Bu sebepten dolayı hayatını değiştirmiş, çok sevdiği kız arkadaşından üzülmesin diye ayrılmıştır. Bir gün kızdan mesaj alır ve bir daha ona ulaşamaz. Kız Hindistan’da olduğunu haber vermiştir. Jamie kız arkadaşını bulmak için yola çıkar. Gittiği yerlerde sorar soruşturur ve kız arkadaşının bir dağ eteğindeki bölgeye gelir. Burada elini yağını her şeyden çekmiş doğal yaşayan insanlar bulunmaktadır. Jamie kız arkadaşını ararken aslında içinde saklı duran gücü keşfeder ve ne yazıktır ki insanların hırsı burada da vardır.

Sinemagrafi olarak çok şey vermiyor ama biraz mistizm ve bazı öğretilere merakınız varsa izleyebilirsiniz. Tabi belirtmem lazım çok fazla detaya inmiyor film. Ama sıkmıyor da. *** Yönetmen: Ben Rekhi Senaryo: Binky MendezBen Rekhi Oyuncular: Sam KeeleyManoel OrfanakiHera Hilmar https://www.imdb.com/title/tt5596104/

Truth or Dare (2018)

truth or dareFilmin afişini sevmiştim ama film için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Bildiğiniz klasik filmlerden çok bir farkı yok. Yani de bir şey vermiyor. Aslında ben hikayeyi anlatayım siz konunun özgünlüğüne karar verin. Bir arkadaş tatile giderler. Derken burada yeni biri ile tanışırlar ve o onları aksiyon olsun diye eski bir eve götürür. Burada Cesaret mi gerçek mi oyunu oynarlar. Oyun bitip evlerine döndüklerinde ise aslında oyunun bitmediği ve bazı kurallarla devam ettiğini öğrenirler. Tabi bu arada bir kaç kişi ölür. Buna rağmen filmde klasik sevişmeler, ergen tripleri ile baş başa kalırız. Filmdeki değişik ama yine esinlenme olan şey oyunu başından savmaktır. Tabi olay yine tekerrür eder.

Tabi hikayede oldukça açık ve saçmalık bulmak mümkün. Bunların içinde final sahnesinde Youtube üzerinden soruyu herkese sorup, herkesin başını yakıp hayatlarına devam etmeleri de cabası. Tabi birde internet üzerinden yayılmasını da ayrı bir değerlendirmek lazım.

Senaryo ve diyaloglar başarılı değil. Aynı şekilde oyunculukların da başarılı olduğunu söylemeyeceğim. Sahneler oldukça sıradan ve bir sonrakini tahmin edebiliyorsunuz. Sıradan olmayan ve sıkan karakterlerin tripleri.

Özetle, korkutmuyor ama yoklukta izlenebilir bir film. Zaten bu ara iyi bir korku çıkmadı gitti. Yönetmen: Jeff Wadlow Senaryo: Michael ReiszJillian Jacobs Oyuncular: Lucy HaleTyler PoseyViolett Beane https://www.imdb.com/title/tt6772950/

Tam jeong deo bigining (2015)

tam jeong deo biginingAslında bu filme bir şeyler yazsam mı bilemedim. Çünkü tam olarak filme odaklanamadım. Bunun sebebi olarak filmi Türkçe dublajlı izlemiş olmamı düşünüyorum. Öyle burun kıvırmayın etkisi çok büyük. Ne efektler var ne mimikler. Düz konuşma dinliyorsunuz sanki dublajda. Bu filmde de böyleydi. Hızlıca özete geçeyim.

Bir çocuğu olan ve karısından çekinen kitapçı polis olan arkadaşının cinayetten suçlanması sebebi ile umutsuz bir polis ile bir araya gelerek cinayete çözmeye çalışır. Tabi bu sırada cinayetlerin sayısı artar ve bunların arasında bağlantı olduğu ortaya çıkar. Bu iki huysuz adam zorda olsa birbirleri ile çalışmaya başlarlar. Tabi bu durumda akabinde komik olayları yanında getirir.

Öncelikte dublajlı izlemeyin diyeyim. IMDB’den de fena puan almamış. Şans verilebilir. Oyunculuklar başarılıydı, hikaye de değişik merakta bırakıcı. *** Yönetmen – Senaryo: Jeong-hoon Kim Oyuncular: Sang-Woo KwonDong-il SungYeong-hie Seo https://www.imdb.com/title/tt5031892/

Extinction (2018)

extinctionSon dönem Netflix yapımları arasında konu olarak çok beğendiğim ama olmamış bir film Extinction. Olmamış kısmı çok fazla klişe barındırıyor olması. Artık olaylar ve ana fikirler o kadar kalıplaşmış ki iyi olabilecek filmi bu şekilde rezil etmişler diyebilirim. Tabi öyle çok rezillik film değil. Yine de izlenebilir. Şimdi hikayeyi anlatarak yoruma başlayayım.

Bir adam sürekli insanlara yapılan saldırılar ile ilgili rüyalar görmektedir. Öyle ki bu durum zaman zaman işlerini aksatmasına bile sebep olur. Karısı da onu sürekli doktora gitmesi konusunda uyarır. Bu arada filmin gelecekte geçtiğini belirtmem lazım. Burada karı koca demişken casttan bahsedetim biraz. Ben cast alışmasını hiç başarılı bulmadım. Oldukça alakasız castlar vardı. Ana karakterler evli olmasına rağmen birbirlerine yakışmıyorlardı aynı şekilde çocuklarda. Tabi filmin sonuna doğru buna bir kulp buluyorsunuz ama bence şart değildi. Pekala uyumlu bir çiftte işi işi götürebilirdi. Birde oyunculuklar çok donuk ve başarılı değildi. Evet buna da film fonunda bir kulp uyduruyorsunuz o da başka.

Derken bir gece adamın rüyasında gördüğü saldırı gerçekleşir ve yaratıklar herkesi öldürmeye başlar. Adam ailesini alarak kaçmaya ve korunmaya çalışır. Bu esnada bir yaratığı ele geçirir ve aynı kendi gibi göründüğünü görür. Tabi bu kaçma kovalamaca sahnelerinde o kadar çok klişe var ki anlatamam. Başına buyruk çocuk mu dersin, çok mühim bebek mi dersin, kendi ailesi için başkalarını heba eden mi dersin, bir metreden adam vuramayanlar mı ararsın tüm klişeler var.

Ailemiz bir şekilde toplanma alanına gider ve aslına bu esnada bu gelenler kim olduklarını öğrenirler. Hikayeyi güzel yapan kısım da bur zaten. Şimdi burada bunu söylemeyeceğim çünkü izlemenizi istiyorum. Filmin tüm saçmalıklarına rağmen bir ana fikri var ve bu fikir insanı düşünmeye itiyor. Aslında yapay zeka ile nereye gelebileceğimizi ve insan algılarının nasıl değiştiğinin tanığı oluyorsunuz. Filmin başı ile sonundaki düşünceniz tamamıyla birbirine zıt oluyor.

Film dönem hakkında ayrıntı vermiyor ve biterken devamı gelebilir gibi bitti. Muhtemelen gelecektir biraz daha sıkı dokunursa iyi bir film olabilir. Şimdi hikaye biraz daha açıklayıcı olsun diye, Humans ve Westworld’un bir dönem sonrası diyebilirim.

Son bir ek, bu adam rüyasında bu olacakları nasıl gördü, olmuş muydu, yoksa rutin olan bir şey miydi?

**/ Yönetmen: Ben Young Senaryo: Spenser CohenBrad Kane https://www.imdb.com/title/tt3201640/

Occupation (2018)

occupationFilmi üç beş arkadaş toplanmış çekmiş diyeceğim ama bildiğin kalabalık kadrolu iyi para harcanmış bir film. Sanıyorum yapımcının parası boldu. Saban yapmış gerçi yapımcılığı. İyi filmlerini biliyor muyum emin değilim. Ama bu filmde oldukça amatör ve kendi içinde alakasız. Ne varsa atmışlar filmin içine. Hadi absürt olur ama o şekilde kendi ciddiyetinde ilerler bu filmde o da yok.

Bir ailenin gezisi esnasında küçük bir kasabada mola vermesiyle başlıyor film. Ailenin ergen kızı kasabada olan bir maça gider ve izlemeye koyulur. Derken birden elektrikler gider ve uzaylılar tarafından saldırıya uğrarlar. Tabi savaş alanına dönmüş sahadan herkes kaçmaya başlar. Bizim ailenin anası ve kısı ile bilikte, bir kaç oyuncu ve eşleri de onlara katılır. Gurup hayatta kalmak için ormana gider. Bu esnada çok uzaylı da devirirler. Sonra bunlar ekibi büyütür derken askerlerle uzaylılara karşı bir suikast planı yapıp uygulamaya koyulurlar. Elbette mutlu son.

Ben bu kadar dağınık hikaye, gereksiz diyalog ve olayları bir arada pek görmedim. Görmüşümdür elbet ama son dönemde bu kadar kalabalık olması garip geliyor. Filmin ucuz kahramanlıklarını geçtim neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Oyunculuklarda aynı şekilde. Bir de uzadıkça uzuyor film. Zaten süresi de uzun ama bunu rahat ikiye üçe katlıyor.

Bilim kurgu olsa da bulaşmayın derim. IMDB puanı sanırım çalışanlar yüzünden artmış. * Yönetmen:  Luke Sparke Senaryo: Luke SparkeFelix Williamson Oyuncular: Dan EwingTemuera MorrisonStephanie Jacobsen https://www.imdb.com/title/tt6774786/

Bedevilled / Cinnet

김복남 살인사건의 전말

Çok başarılı bir film Bedevilled. Gerek senaryo, gerek oyunculuk, gerekse görsellik kesinlikle dört dörtlük. Filmi izlerken, bulunduğunuz ortamdan soyutlanıyor ve filmin gerilimine dahil oluyorsunuz resmen. Film başlardan kopmuyor. Tam kurguyu aklınızda hazırlamaya başladığınızda, birden bambaşka bir boyut alıyor ve hayalinizdeki film sekteye uğruyor. Sonraki gelişmeleri tahmin etmekte zorlanıyorsunuz. Aslında tahmin ediyorsunuz ancak karakterlerin yaklaşımı bir sonraki sahnenin ne olacağı konusunda size pek mesaj vermiyor. Tam anlamıyla filmin gerilimini üstünüzde hissettiriyor ve sizi kendine bağlıyor.

Filmin yönetmeni Chul-soo Yang. Bu kendisinin ilk filmi. Ancak bu isim Kim Ki-duk‘in yıllarca ikinci yönetmenliğini yapmış. Görünen o ki usta yönetmenin yanında oldukça pişmiş yönetmen. Herley dozunda, her şey tam anlamıyla olması gerektiği gibi olmuş. Okumaya devam et

Chugyeogja / The Chaser

Başarılı bir Güney Kore filminden bahsetmek istiyorum bugün. Film festivalde ve, sinemalarda gösterime girmişti. Sinemayı yakından takip edenler, filmi ve hakkındaki yorumları hayırlayacaktır ve büyük bir çoğunluk filmi beğendiğini söyleyecektir. Öyle ki filmin Amerikan versiyonu da çekim aşamasındadır. Peki bu filmi bu kadar iyi yapan nedir?

Filme genel planda baktığımızda, klasik bir seri katil hikayesi çıkıyor karşımıza. Hatta bir çok filmde gördüğümüz gibi seri katillerimiz bu filmde de hayat kadınlarını öldürüyor. Katilin takip evresi, yakalanması, elden kaçması ve daha sonra tekrar yakalanması bize klasik bir gidişat sunuyor. İşte burada filmi farklı kılan tek faktör sistem eleştirisinin çok iyi yapılması.

Joong Ho karakteri bize kendisini tam anlamıyla hissettirmeyen bir karakter. Eski polis iyi adam olarak düşündüğümüz kişi, bir seçim yaparak, para ve pezevenkliği seçiyor. Evet polis seri katiller de var ancak burada yapılması gereken polis seçerken sadece polislik yapmak için birinin seçilmesi mi, yoksa bu iş için uygun birinin seçilmesi mi sorunsalı çıkıyor ortaya. Yani işsizlik korkusundan kaçış, hiyerarşik bir yapıyı kabul etmek midir? Joong Ho ve diğer gördüğümüz polisler bu bağlamda bize polis teşkilatının oluşumunun gerçek yüzünü gösteriyor.

Joong Ho’nun kızlarının teker teker ortadan kaybolması, onun aklıda direkt olarak başka pezevenkler tarafından  alı koyuldukları fikrini getiriyor. Film bizi Joong Ho’nun düşüncelerine kitliyor. Burada Joong Ho’dan nefret ederken aynı zamanda gerçeği görme isteğimiz, filmin akışını daha tatlı hale getiriyor. Zaten eski bir polis olan Ho, izleri nasıl takip edeceğini biliyor ve kuyruğuna basılmış olma sebebi ile araştırmaya koyuluyor. Onun asıl amacı kızlarını alı koyan diğer pezevengi bulmak.

Yaptığı küçük araştırma sonucunda, kızların aynı adama gittikten sonra kaybolduklarını, görüyor. Filmin yarısına kadar biz de Ho ile birlikte diğer pezevengi arıyoruz.Bu arada polis teşkilatı ise bir seri katilin izini sürmekte ve aylardır onu yakalayamamış olmanın ezikliği ile ortalıkta dolaşmakta. Bir yerden sonra görüyoruz ki, aslında Ho’nun da teşkilatın da aradığı kişi aynı kişi.

Film içerisinde komik olaylarda dönüyor. Her duyguyu size başarılı bir şekilde verebilmiş. Mesela başkanı protesto sahnesinde kar kişinin gelip başkan’a bok fırlatması, bizim gördüğümüz protestolardan farksız. Tabi bu protestoya göz yuman polis teşkilatı eksik güvenlik yüzünden zan altında kalıyor hep. Aklıma şu beliyor bu hususta. Memleketimizde sürekli, devlet adamları için kesilen yollar, aslında polis teşkilatının bu konuma düşmemeleri için alınan bir önlem. Yapılacak bir silahlı suikastten çok, yapılacak böyle bir saldırı insanları daha fazla zan altında tutacaktır. Filmimizde de böyle oluyor. Başkana yapılan bok saldırısından sonra, polis teşkilatı bu olayı örtbas etmek için, seri katil vakasına daha fazla düşmeleri gerektiğini söylüyorlar. Yaptıkları hatayı ancak bu şekilde örtbas edebilirler.

Seri katilin yakalanması ve suçunu itiraf etmesi ayrı bir konu. Burada aslında görüyoruz ki, başkana bok atan kişinin, aslında seri katilden daha büyük bir suç işlemiştir. Katil, suçunu itiraf etmesine rağmen, bir delil bulunamaması, işi karıştıran olay. Sorgulamaları da burada köz ününde bulundurmalıyız. Katilin rahatlığı orada bulunan bayan polise yaklaşımı örtbas edilen olaylar arasında. Ho’nun katile uyguladığı şiddet karşısında, göz altına alınması, bir diğer konu. Suçlu olduğunu düşündüğünüz kişiye sadece cezasını adalet verebilir. Ancak aciz bir adalet sistemi bunu yapmaktan çok güçlünün arkasındadır. Güç ise göreceli bir kavramdır.

Bir siyasinin, basının başkana atılan boku örtbas etmek için polis teşkilatının masun birini tutuklaması yorumunu yapacağını söylemesi ardından daha önce iki kez, tutuklanıp serbest bırakılmış katilin bırakılmasını istemesi ayrı bir konu. Burada asıl odaklanılan nokta kişinin itiraf etmesinden çok, kurumların kendi bakış açıları. Katil itiraf etmesine rağmen bulunamayan deliller, onu suçlu duruma sokmuyor. Böyle büyük bir olaydan çok, masum görülen katile, Ho’nun attığı dayak önem sırasında daha üst noktalara yerleşiyor. Burada aslında katil yada birinin öldürülmesi değil, basında yer alacak emniyet teşkilatındaki bir şiddet spekülasyonu ön saflarda yer alıyor. Burada bir olay çözülürken aslında olayın ciddiyetinden çok, siyasi ve basın memnuniyetinin ne kadar ön planda olduğunu görüyoruz. Tabi bu da yargı sisteminin bize ne kadar güvenilir olduğu sorusunu sorduruyor. Kurumlarda asıl önemli olan menfaat korumaktır. Gözümüze sokulan bu filmde.

Film, sizi aksiyon olarak değilde psikolojik olarak hareketi yakalatıyor size. Yani orada ki bir karakter oluyor, o şekilde düşünüyor o şekilde, tepki veriyorsunuz. Bu da filmi sizden bir parça yapıyor. Katilin elinde bulunan kadının kurtulmasını umut ediyorsunuz. Evet kurtuluyor da. Ancak bu sizin için geçici bir tatmin. İşte burada katilin yaptığı bir hata, öldürme arzusunun baskınlığı çıkıyor karımıza. Filmde sürekli değişen karakterler görüyoruz. Katilin karakterinin değişmesi bize normal gelebilir ancak Ho’nun değişimi gözümüze batıyor. Sadece para için var olan Ho, küçük kızı bulduktan sonra değişmeye başlıyor. Bunu hissedebiliyorsunuz. Sonrasında onun için çektiği azap yansıyor bize. Filmde iyi yada kötü kazanmıyor, aslında adalette yerini bulmuyor. Ho’nun çekici kaldırdığı anda, polisin geldiği anda görüyoruz bunu. Bir çelişki de Ho, katilin yüzüne çekici yerleştirdiğinde suçlu duruma mu düşecekti?

Film hakkında çok şey anlatılabilecek yapıya sahip. Standart katil filmlerinin dışında eleştirel boyutu yüksek. Ancak film sadece eleştirmek için yapılmamış. Tüm türleri içerisinde barındıran başarılı bir film olmuş. Tek bir klasmanda yada sınıfa koymak filmi haksızlık olur. Ancak şunu da belirtmek lazım ki, iyi bir kurgu ve senaryoya rağmen yan hikayeler havada kalmış. Böyle ayrıntılı bir şekilde taşların yerine oturduğu bir filmde biraz daha dikkat edilebilirmiş alt hikayelere…

Film yönetmenin ilk filmi. İlk filmin bu kadar iyi olması yönetmendeki beklentileri arttırıyor doğal olarak. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Korelilerin geninde sinema yatıyor. Şu filmde yaptığım o kadar eleştirisel yaklaşımı bırakın, siyaseti yaklaşımı bir yana atın. Klasik katil kurgusunun işlenişi, kesinlikle mükemmel. Sonuçta bir katilin yakalanması gözlerimizin önünde anlatılıyor. Evet dünya üzerinde çekilen milyon filmde seri katil yakalıyoruz ancak şu filmde olan kurgu çoğunda yok. Olanlarda ise bu şekilde destansı bir oyunculuk yok. Sanki bu adamlar oynamıyor, yaşıyorlar…

Son cümlem ise filmin kesinlikle izlenmesi yönünde. Bırakın onu bunu eleştiriyi bir kenara, işte sinemanın insana neler tattırdığına tanık olun…

Yönetmen: Hong-jin Na

Senaryo: Won-Chan Hong, Shinho Lee, Hong-jin Na

Oyuncular:


Yun-seok Kim Joong-ho Eom

Jung-woo Ha Young-min Jee

Yeong-hie Seo Mi-jin Kim

Seong-kwang Ha Dedektif Park

In-gi Jung Detektif Lee

Bon-woong Ko Oh-jot

Jong-goo Lee Profiler

Sang-hee Lee

Hyo-ju Park Dedektif Oh

Moo-yeong Yeo Komiser

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt1190539/