Ölen ben olsaydım üzerime basar geçerdiniz.

Başlıktaki cümle Joker filminden alıntı ve cümle şu şekilde devam ediyor. “Her gün yanımdan geçip beni görmüyorsunuz ama bu adamlar, Thomas Wayne TV’de onlar için ağladı diye mi yani?” Gerçekten de böyle değil mi? Sokakta gördüğümüz olaylara, kişilere bu kadar kayıtsız kalırken bir anda onun birileri tarafından reklam (!) edilmesi duyarlılığımızı nasıl da tavana çekiyor. Bunun altında yatan gerçek ne? Popüler olmak mı? Ya da popülerleşmiş bir olgu da yer almak mı? Diğer insanların düşünceleri ile bir olup kendimizi onların içinde kamufle etmeye çalışmak mı? Ben bu soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorum. Çünkü hepimizde aynı kaygı var: Üzerine basılıp geçilmeme kaygısı.

Baykal ve Seks Kasedi

Şu başlık sevgili blogumun hitini arttıracak eminim. Aslında kim ne yapmış pek umurumda değil ancak yıllardır CHP koltuğuna yapışmış Baykal’ın istifa etmesi beni hafifçe sarsarken sevindirdi de. Ancak şimdi süreç CHP’ye nasıl bir aday gelmeli süreci… Ben pek aday göremiyorum… Zaten ezilmişin arkasında olan halkımız Baykal’ın bu durumundan etkilenip, duygusal yaklaşarak onu tekrar bala getirebilir. Hem CHP’nin hem de devletin. Zaten Erdoğan’da bu duygu sömürüleri ile gelmemiş miydi? Burada yapılması gereken şey Baykal’ın adımlarını sağlam atması… Konumuz bu değil zaten. Kaset geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı. Bir çoğunuz izlemişsinizdir. Üzerine bir sürü de tartışma yapıldı, videonun montaj olduğu konusunda. Ayrıntılı bir inceleme yapmadım tabi, zaten pek bir şey görüldüğünü de söyleyemem. Ama bu süreçte halkın beklediği şey belli. Bunu Bülent Arınç’ta, şu cümleleri ile belirtmiş: “Benim gibi milyonlarca insan videonun gerçek olup olmadığıyla ilgili bir açıklama bekliyor.” Evet, halkımız bunu bekliyor. Eğer böyle bir şey varsa, Baykal çıkıp bunu söylemeli. Eminim …

Ağaca mesih olur, Avrupa bunu yer, sonra da bize yedirirse…

Genelde öyle başlıklar atmam lakin Ağacadaki bu tutarsızlık ve bizim toplumumuzun da bunu yemesi beni biraz gerdi. Ah tabi kendisi ile elıp veremediğim yok bunu da belirtmeliyim benim aklıma takılan noktalar var sadece bunları açmak istedim. Kendini mesih olarak ilan etmenin askerliği iptal ettiğini bilseydim benden süper mesih olurdu. Zaten isim olarak buna da gayet talip durumdayım. Gerçi adam gelmiş elli yaşına bu saatten sonra askerlik yapsa ne olur yapmasa ne olur o da ayrı bir konu ama bu sebepten dolayı askerlikten men olması saçma… Ah tabiki şimdi okuyucu diyecek ki “antisosyal kişilik bozukluğu” sebebi ile verildi bu karar. Evet doğrudur lakin “antisosyal kişilik bozukluğu” olan bir kişi insanla iç içe olacağı bir mesihlik olayına nasıl girer. Yoksa elitlerin mesihi mi? Birde etrafımıza dönüp bakmak lazım ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde gençlerimizin büyük bir çoğunluğu kişisel bozukluk sebebi ile doktorlara akın etmekte. Eh işin kolay yolu dayayın ilacı devam etsinler. …

Sel mi? Felaket mi?

Benim meşhur disklerimdeki verilerimi kaybetme hikayemi okuyanlar bilir. Ben bu olaydın yıllardır ders alamadım. Hadi ben eşşeğim ve tek kişiyim de bu yönetim de mi tek kişi ve eşşek. Yönetimden kastım elbetteki yerel mahal yönetimleri. Tabi sözün meclis dışında tutulması gereken kişiler var ama içine çekilecek kişiler de mevcut. Bakınız memleketimin başbakanı. Belediyeci mantığıyla yönettiği ülkenin hali ortada. Sattığımızı sattık, aldığımızı aldık. Aldığımızı derken aldığını diye düzeltmekte fayda var ki, belediyeciliğin işleyiş iyi niyetle davranırsam 3 sana 1 bana diye işlediğini hepimiz biliyoruz. Şimdi Avrupa kültür başkenti olan İstanbul’un hali ortada. Tabi sonuçta kültür ülkemde sınıf ayrımcılığı teşkil ettiği için bunun imajımızı zedeleyeceğini düşünmüyorum. Biz kaderce bir milletiz. yedi tane insan bir arabanın içinde mahsur kalıp ölürken diğer çalışanların ses çıkarmamasına ne demeli. Aslında biraz da onlara hak vermek lazım, buadan bakıp eleştiriyoruz ama. Onların da şaha kalkıp karşı çıktıklarını düşünelim. İki gün içerisinde işlerinden olacaklar. Devlet bize bir güvence …

ilk özel tv kalanlı…

Bundan tam on dokuz yıl önce 5 Mayıs günü ilk özel televizyon kanalı olan Magic Box şirketinin Star 1 televizyonu yayına başladı. Dönemi görenler bilir büyük bir merakla ekranın karşısına geçmiştik. Düşünsenize yıllardır TRT’nin Tv1 ve Tv2 sine mahkumsunuz  ve birden bire kanal sayısı artıyor önünüze farklı seçenekler sunuyor.  Tv2 elbette yayındaydı ama UHF bandından yayın yaptığı için sadece merkezi yerlerde yayını vardı. İlçelere ulaşması biraz zordu. Hatırlıyorum da Tv2’deki dizileri izleyeceğiz diye nasılda anteni sağa sola çevirirdik. Eh tabi birde 2.kanal antenlerini unuymamak lazım…  İlk özel kanalın açılmasıyla birlikte il ve ilçe bazında ku kanalı izletmek amacıyla her bölgeye yayın istasyonları kuruldu. Hatta hazlasıyla. Hatırlıyorum da Star1’in gelmesiyle bizim ilçeye Super Channel’da gelmiş bu şekilde yabancı bır kanalla da tanışmış olmuştur. Elbette insanların iletişim özgürlüğü açısından şaha kalktığı dönemlerdi o dönemler. Ancak eksik olan bir şey vardı ki denetim. Aslında denetimin yapılmaması bir yerde programların kaliteli olması mı demekti …

Obama Gelmiş Hoş Gelmiş

O dünyayı çok ilgilendiren seçim seçim bitti ve Obama ABD başkanı olarak seçildi.  Buna sevinenler arasında bende vardım. Hani getireceğini söylediği barış, özgürlük adaletten çok rengi yüzünündendi sevincim. Sonunda ABD filmlerde gösterdiği eşitliği gerçekte de gösterdi ve bir ilki başararak zenci birini başlarına geçirmeyi başardı. Şimdi ipler Obama’nın eline geçiyor. Acaba ırkının ezilmişliğini ne kadar yansıtacak görüşlerine? Yoksa gerçekten tam anlamıyla eşitlik mi getirecek ırklar arasına bunu ilerleyen zamanlarda göreceğiz elbet. Amerikan yönetimine demokratların gelme zamanı gelmişti. Siyasi tarihlerine baktığımızda cumhuriyetçi başkanların sayısını daha fazla görüyoruz. Cumhuriyetçilerin profiline şöyle bir göz atarsak hepsi saldırgan tavır göztermişlerdir. Demokratlar ise daha ılımlı bir politika. Göze çarpan ise şu: Cumhuriyetçilerin yıktığını, Demokratlar onarmaya çalışıyor.  Bu durumda Obama ne yapar? Elbetteki Clinton gibi ılımlı bir politika sergileyerek, ortamı yumuşatmaya çalışacak. Çünkü dünya şu anda kaynar bir kazan durumunda. Herkes her şekilde patlamaya hazır. Obama görevde bulunduğu sürece tüm ülkelerle olumlu bir dayanışmaya girecek. Sonraki …

televizyon ekranına bağımlı olduğumuz andan itibaren küçük kutunun zihinsel aktivitelerimizin şekillenmesine ister istemez tanık oluyor ve bunun sadece televizyon ekranlarıyla kısıtlı olmadığını görüyoruz. Dünya üzerindeki her teknoloji devriminde insanoğlunun bir sonrakine geçişinin sancısız olduğu muhakkak. Matbaanın bunanmasının insan yaşamı üzerindeki etkileri en çok 17. yüzyılda hissedilmektedir. McLuhan’a göre matbanın bir sonucu olan duyular arasındaki kopuşun etkileri en iyi olarak Shakespeare’in King Lair oyununda görülür. Matbaanın keşfiyle beraber insan oğlu kulak dünyasından ayrılıp göz dünyasına geçiş yapmıştır. İnsanların göz dünyasına geçiş nednelerinden birisi de kulak dünyasının sıcak etkileşime sahip olup göz dünyasının ise soğuk, bayağı, tarafsız gözüküyor olmasıdır. Göz dünyası matbaanın keşfiyle artan kitaplar sayesinde insanları bireyselciliğe itip kabuklarına çekilmelerine sebep olmuştur. Okuma yazma oranlarının düşüklüğü ise dönem itibariyle basılı kültürün gelişiminin ağır bir şekilde ilerlemesine sebebiyet vermiştir. Elektronik kültürün devreye girmesiyle birlikte insanı görsel ve işitsel olarka bağımlılık konumuna getiren araçlar basılı kültürün vermiş olduğu tekil kimlikten sıyrılıp ortak kimliğe …

Back to Top