Hastane…

Metro istasyonundaki saat 15:15’i gösteriyordu. Bir sonraki metronun ne zaman geleceği ise belli değildi. Alt alta iki sefer gözüküyordu ama ikisinin de zaman sekmesinde soru işareti vardı. Dikkat ettim de saat ile dakika arasındaki iki nokta üst üste de yanıp sönmüyordu. Gerçi daha önce yanıp sönmediğini hatırlamıyorum. Hiç dikkat etmemiştim ama şimdi böyle bir kriz durumunda onun yanıp yanmadığı bana dert olmuştu. Beni de bu hayatta sürekli kaçırdığım küçük ama önemli ayrıntılardan biriydi. Kelebeğin kanat çarpmasıyla kasırganın oluşması olayına girmeyeceğim ama şu an benim için bu iki noktanın daha önce yanıp sönmediği konusu çok önemliydi. Bir kaç dakika öylece etrafıma bakındım. Bizden başka kimse yoktu. Saatin, saatle dakikayı bölen işaretinin daha önce yanıp döndüğüne ve benim her zaman ki gibi ayrıntıları kaçırdığıma karar verdim. Tabi bu karar başka soruları da peşinden getirmişti. Saat neden durmuştu ve bir sonraki metronun ne zaman geleceği bilgisi neden yoktu? Bu sorulara cevap aramadım. Etrafımızda …

Metro…

Hafif rüzgar yüzüme çarparken kala koşmaya devam ediyordum. Ter başımdan aşağı rahatsız edici bir şekilde boşanırken rahatsız etmesin diye giydiğim bol tişörtüm sırtıma yapışmıştı. Kardeşimin elini bırakmıştım ama duyduğum kadarıyla o da hemen arkamdan sorgusuz sualsiz koşmaya devam ediyordu. Hayret vericidir ki ikimizde hala tıkanmamıştık. Arada bir sol tarafımda kalan denize bakıyor, hala uçmakta olan Fadime 2 gemisinin şehir merkezine olan uzaklığını kestirmeye çalışıyordum. Yetişecek gibi de görünmüyorduk aslında. Alternatif düşünmeye başlamalı mıydım bilmiyorum. Ben Fadime 2 ile ilgili çeşitli düşünceler eşiğindeyken birden ortalık karardı. Sanki birileri ışığı kapatmış gibiydi. Aklıma yer edecek onlarca garip düşünceye mahal vermeden etrafıma bakındım. Küçük bir tünele giriştik. Bu arada sadece bir arabanın geçebileceği iki tarafı da, çok seyrek olmasa da ağaçlarla çevrili bir yolda koştuğumuzu belirtmeliyim. Hani korku filmlerinde karakterlerin genelde düştükleri yollardan birinde. Tabi bu bir korku filmi değildi, nitekim bizde düşmemiştik. Tünel kısaydı, ucunu görebiliyordum. Ya da düzdü demeliyim. Koşmaya devam ettik. …

Uçuyoruz…

Uçmak nasıl bir his? Özgürlük diyenler var. Korkuyla bakanlar da. Ben vücudun hissetmediği, herhangi bir yere bağlı oalrak yapılan eyleme uçmak demiyorum. Kuşların yaptığı uçmaktır. İnsanların yaptığı ise onları taklit etmek. İşin içine taklit girince bu işten zevk almak ya da bunu özgürlük olarak adlandırmak biraz saçma geliyor bana. Biz bir şeylere güdümlü olarak uçuyoruz. Bazı araçlar kullanıyoruz. Uçaklar, balonlar, helikopterler… Ulaşım araçlarından bahsediyorum. Bunları havda görmek dikkat çekici sıradan bir şeydir. Ancak havada uçan bir petrol tankeri görüyorsanız bu biraz tuhaftır. Hem de ismi “Fadime 2” olan. Çünkü tankerler uçmaz. Onlar sadece ağırlıklarıyla suyu biraz daha taşırırlar. Ağır ve hantaldırlar. En fazla on sekiz mil hız yaparlar. Yanı hızda uçan bir cismin havada kalma olasılığı da… Her neyse bu hesaplara girmeç çok bir şey çözmeyecek. En iyisi ben biraz daha geri sayarak anlatmaya başlayayım. Küçük kız, kapının ardında üstten geçirilmiş teli havaya akdlırmaya çalışırken yanına sesizce yaklaştım. Korkutmak gibi …

Yol…

Her sürüye bir çoban gerekli. Sürü dediğime bakmayın her bireye bir tane gerekli. Bu yüzdendirki peygamberlerin çoğunun bir çobanlık geçmişi var. Sonuçta sürüyü toparlamak lazım. Bu insan psikolojisine sanıyorum özünde hayvan olmasından kaynaklı bir etki. Bende şimdilik çobanımı belirlemiştim. Başında çocan olamasının avantajları vardır. Mesela sadece uyum sağlarsın. Nereye gideceğini kestirdikten sonra nasıl gideceğin, gideceğin yolda karşına çıkacaklar seni çok fazla ilgilendirmez. Sen giderken fazla sadece boş şeyler düşünürsün. O kadar boştur ki, daldan dala atlar, sukunetin bozulup sözün sana geldiği yerde bu düşünce anlarını hatırlamazsın bile. Tabi sürüyü, ya da başındaki çobanı seçme hakkına sahipsin. Hatta yeri geldiğinde çoban olma özgürlüğünede. Ancak biz çoban olmaktan öte çobanı eleştirme işinde  daha iyiyiz. İnsiyatif alıp çoban olmaya çalışmasakta iyi yada kötü sürekli eleştiririz. Bu ırk, millet, tür değilde yetiştirilmeyle alakalı birazda. Kahve kültürü bizde var. Kahvede devtek kurtarmakta bizde olacak tabiki. Sanırım bunalrı düşünmüştüm kardeşimin yanında yürürken. Aslında onunda bu zamana …

Sonra…

Sıradan bir gün, zaman zaman aklımdan sakıncalı düşüncelerin geçtiği ama çoğu zaman kendimi daha sonra hatırlamayacağım gereksiz düşüncelerin yorgunluğuyla kendimi yatağa attığım bir gün. Sakıncalı düşünceler demişken yönetimi, yada cumhurbaşkanını hesaba katmıyorum bile. Güneşin en yoğun olduğu zaman, gölgede sakin ve bilgece esen rüzgara kendimi kaptırmışken aklıma yer eden gereksiz düşüncelerden biri çıkıp dolaşmak oldu. Patika yolda bir yanımı derin maviliğe, bir ulu yeşilliğe verip yürümek. Sin cümle size çok cazip gelmiş olabilir. Doğrusunu söylemek gerekirse bana da cazip geldi. Yattığım yerden doğrulmam yarım saat sürdü. İçimdeki istek hala devam ediyordu. Acelem yoktu aslında. Tatildeysen hakkını vermelisin. Yavaşça doğruldum, gerindim. Beni miskinleştiren üzerime yapışmış buz parçalarını birer birer attım. Artık hazırdım. Yüzümde bir karış sakalın gizlediği uyku aptallığı ayağıma terliklerimi geçirdim. Öyle parmak arası değil bildiğin terlik. Kimin yaptığını bilmediğim düzensiz ağaç kabuklarının çakıldığı kapıdan tam çıkacakken kardeşim seslendi. “Abi beni bekle Duygular buradaymış. Onlara gidelim.” Ne belirsiz bir cümle. …

Başka bir…

Sonra ne zamandır tatilde olduğumu hatırlamaya çalıştım. Beynimin bir lopu attık hangisi hatırlamaktan sorumluysa bir benimle birlikte o da tatile çıkmıştı. Nispeten hatırladığı şeyler vardı. Ne de olsa biz de zaman zaman tatilde çalışmak zorunda kalıyoruz. Ancak neyi hatırladığımı bilmiyorum. Akşam yemeğini, sabah kahvaltısını, dün ne olduğunu? Nispeten hatırlıyorum. Ama üç yıl öncesini daha iyi hatırlıyorum. Belki de hatırladığımı sanıyorum. Bazı bölümleri yaşamış olsam da bazılarını uydurmuş olabilirim. Sonuçta yaşayan benim, neye inandıysam, kendimi neye inandırdıysam benim için gerçek o. Tatil demiştim. Güneşli, net, sıcak bir gün. Denize doğru baktığımda alabildiğince uzanan mavinin her tonunu görebiliyorum. Maviliğin solundan yer yer uzanan yeşillikte nefes alıdırıyor bana. Sıradan bir gün. Rutinin bozulmadığı.

Back to Top