Stephen King – Doktor Uyku (Dr. Sleep)

Bir kitapta okuduğunuz karakterler yaşamaya başlıyor ve sizde dışarıdan da olsa onların hayatına tanıklık ediyorsunuz. Peki bu karakterler kitap bittikten sonra o şekilde oldukları yerde kalıyorlar mı? Elbette hayır. Stephen King Doktor Uyku’da buna güzel de bir yanıt vermiş. King, Doktor Uyku ile birlikte çocukken bıraktığımız sevimli çocuk Danny Torrance’ın şu an ne durumda olduğunu ve neler yaptığını karşımıza getirmiş.

Danny Torrance annesi ile sigortadan aldığı para ile bir süre şehir şehir dolaştıktan sonra para tükenince annesi çalışmaya başlamış. Nihayet büyüyüp çalışmaya başladığında ise güçleri onu daha fazla eline almasın diye, yaşadıklarını unutmak amacıyla da alkole başlamış. Tabi babasından da kaynaklı kısa süre içerisinde Dan alkolik olmuş. Her akşam kendisinde bulunan ışıltıyı bastırmak için içmeye başlamış. babası kadar kötü olmasa da her gün kendisine zarar veriyormuş.

Dan işler sarpa sarınca sürekli yer değiştirmekte ve geçici işlerde çalışmaktadır. Yine bir gün yer değiştirir ve bir kasabada işe başlar. Bu kasaba ona iyi gelmiştir. Patronu sayesinde alkole ara verir ve onunla birlikte Adsız Alkolikler grubuna katılarak alkolü iyice bırakır. Ancak bu onun duyularının açılmasına neden olur. O aralar küçük bir çocukla telepati kurmaya başlar çocuk çok güçlüdür. Dan çocuğun varlığını hisseder ama tam olarak iletişime geçmez.

Bu arada bir yaşlı bakım evinde işe başlamıştır. Burada ölecek olan yaşlıların yanında durup onların huzurlu bir şekilde ölmesini sağladığı için insanlar ona Doktor Uyku adını takmışlardır. Bu sırada başka bir şehirde Abra adında küçük bir kız doğmuştur. Kızın psişik güçleri oldukça fazladır. Ailesi bunu fark eder. Ancak ona normal davranırlar. Zamanla güçlerini kontrol etmeyi öğrenen Abra onları ailesinden gizler. Ailesi de kızlarının güçlerinin geçtiğini düşünür.

Günün birinde Abra siyah şapkalı bir kadını görür. Kadın onun gibi psişik güçleri olan bir çocuğu öldürür ve ekibi ile birlikte onun buharını içerler. Bu esnada kadın Abra’nın farkına varır. Bu kız çok güçlüdür. Abra kadının kendisini de öldüreceğini öğrenir ve Dan’dan yardım ister.

Hikaye Medyum’un geçtiği yerlerde geçiyor hatta Overlook otelinde son buluyor. King, iki romanı ustaca birleştirmiş ve farklı bir hikayenin kapılarını başarıyla açmış. Tabi böyle bir kitap çıkınca ortaya kendi kendime güçleri çok fazla olan Abra’nın gelecek yaşı da karşımıza çıkar mı diye sormadan edemedim. Ancak bu kitabın da yıllanması lazım.

Stephen King ustalığını burada da konuşturmuş. Artık kendisinin her şeyden bir hikaye çıkarabileceğine dair hiç bir şüphem kalmadı. Meraklıları için okunması gereken bir kitap. Ancak Medyum’u okumadıysanız ondan başlayın derim.

Kitap Arkası

King’in, tüm zamanların en çok beğenilen eseri Medyum’un (The Shining) unutulmaz karakterlerinden Danny (Dan) Torrance, “Doktor Uyku” olarak karşınızda.

Çocukluğunda bir kışını geçirdiği Overlook Oteli’nin “sakinlerinden” bir türlü kurtulamayan Dan, yıllarca bir şehirden diğerine sürüklenirken, sonunda ufak bir New Hampshire kasabasına yerleşir, bir bakımevinde işe girip, kalan “ışıltısını” ölmekte olan insanları rahat ettirmekte kullanır. Orada Dan’e “Doktor Uyku” adını verirler.

Dan, o güne dek görmediği kadar parlak bir ışıltıya sahip olan küçük bir kızla, Abra Stone’la tanıştığında geçmişiyle barışır ve Abra’nın hayatta kalabilmesi için iblislerle zorlu bir mücadeleye girişir.

İyi ile kötü arasındaki epik savaşın hikâyesi olan Doktor Uyku, Medyum’un sadık milyonlarca okuyucusunu tatmin edecek ve King külliyatının başyapıtını bilmeyenleri de hayal kırıklığına uğratmayacak yeni ve ihtişamlı bir King destanı…

Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş
Yayın Yılı: 2013
Orjinal Adı: Doctor Sleep
544 sayfa
Kitap Kağıdı
13,5×21,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9752117235
Dili: TÜRKÇE
Yayın Evi: Altın Kitaplar

Stephen King – 22/11/63

Okunacaklar listesinin başlarında aylardır duruyordu kitap. Başlamıştım ama tatildi, işti, seyahatti derken kitabı ilerletmeye fırsat bulamamıştım. Eh öyle elde taşınıp okunacak türden de bir kitap değil. Malumunuz 816 sayfa kadarcık. Ancak her zamanki gibi hikayenin akıcılığı var. İlk yüz sayfa içerisinde es verdikten sonra geri kalanını üç günde rahat rahat bitirdim. Tabi birde hikayenin okuyucuyu merak ettirmesi var.

King artık yazma ustası olduğunu iyiden iyiye kanıtladı. Son dönem kitaplarının tamamı yüksek sayfalı ve aslında hikayeye baktığımızda basit düşünceler görüyoruz kelimelerle oynaması, karakterler, ortam tasvirleri kesinlikle mükemmel. Dediğim gibi aslında hikaye basit ve bilinir hatta yeryüzünde bütün insanların düşündüğü bir şey. Bunu ustaca işleyende Stephen King.

King bu kez eğer John F. Kennedy ölmeseydi Amerika’nın, dünyanın hali ne olurdu diye sorgulamış. Aslında kitabı elime aldığımda bende bunu sorguladığını düşünüyordum ama pek öyle değil. Kitaptan aklımda kalan şey “geçmişin inatçı olduğu ve değişmek istememesi”

Kitap JFK suikasti çevresinde geçiyor. King ustaca reel karakterlerle kurgu karakterleri birbirine bağlamış ve bunların gerçekliklerinden şüphe duymuyorsunuz. Buna en büyük etken o dönemi ve JFK suikastini ayrıntılı bir şekilde araştırmış olması. Ana karakter ile o kadar çok empati kuruyorsunuz ki o yılları onunla birlikte keşfediyorsunuz.

JFK öldürülmeseydi ne olurdu sorusu herkesin aklında. Daha mı iyi olurdu daha mı kötü. King bunu kendisine sormuş ve aslında geçmişte ne olmuşsa o şekilde kalması gerektiğini savunmuş. Zamanda yolculuk yapıp bazı şeyleri değiştirmek sadece kaos yaratmak King’e göre.

Stephen King deyip zaman yolculuğundan bahsedince tabi biraz garip oluyor. Ne de olsa King korku romanı yazarı. Ben bu tezi pek kabul etmesem de King’de son kitaplarında aslında tam anlamıyla bir korku yazarı olmadığını savunuyor.  22/11/63’e gelince ufak tefek korku öğeleri olmakla beraber -bunlar karakterlerin düşüncelerinden, duyduğu seslerden öteye gitmiyor) aslında tarih, bilim kurgu, aşk romanı olması daha ağır basıyor.

Hikaye yine Maine’de geçiyor. Lisbon Falls kasabasında Jake Eppinge adında bir edebiyat öğretmeni yaşamaktadır. Jake sevgisini belli etmemesi sebebi ile karısı tarafından terk edilmiş ve yalnız yaşamaktadır. Okulun son günü gelmiş, tatil başlamıştır. Hafif aksak, yaşça büyük ve okulda hademelik yapan bir öğrencisi de Jake desteği ile mezun olmuştur. Jake bunu kutlamak için kasabanın meşhur lokantasına gider. Gide gele lokanta sahibi Al Templeton ile de tanışmıştır. Jake öğrencisine acımaktadır. Babası tarafından annesi kardeşleri öldürülmüş ve o da sakat kalmıştır. Adamın yazdığı son kompozisyon Jake’i çok etkilemiştir.

Yemekten sonra gece yarısı birden verdiği bir sırla başlar. Aslında lokantasının kileri Al Templeton, Jake’i arar ve gelmesini ister. Jake, Al’ın kendisini aramasını şaşırır. Onunla konuşacak özel bir şey olmadığını çok şey paylaşmadıklarını düşünür. Arabasına atlar ve soluğu Al’ın yerinde alır. Al kapıyı açtığında Jake onu çok yaşlanmış görür. Oysa ki akşam bıraktığında bu şekilde değildir. Kanserdir ve sayılı günleri vardır. Al uzatmadan konuya girer. Kilerinde 1958’e açılan bir kapı vardır. Jake’den istediği ise kendi tamamlayamadığı ve bir saplantı haline gelen görevi devralmasıdır. JFK suikastini engellemelidir.

Jake başta bu duruma inanmaz ama 1958’e küçük bir turdan sonra her ne kadar bu olaylar mantıksız gelse de Al’a inanır. Zamana müdahale edildiğinde ne olacağı konusunda tereddütleri vardır. Ya da o zamanda yapılan bir şeyin bu zamana yansıyacağına. Jake bunu test etmek için bu gün yemek yediği öğrencisinin hikayesini hatırlar ve onu kurtarmaya karar verir. Geçmişe gider. Orada George Amberson adını kullanır. Öğrencisini kurtarır. Ancak geri döndüğünde adamın bu kez Vietnam’da öldüğünü öğrenir. Bu durum tereddütlerini de arttırır. Ancak bu sırada Al ölür ve Jake onun notlarını alarak yarım kaldığı işi tamamlamak için paçalarını sıvar.

Jake artık, George Amberson’dur ve o dönemin de büyük Amerikan arabalarının, doğal ürünlerin tadını çıkartır. Tabi sigara içmeyen biri olarakta herkesin fosur fosur sigara içtiği bir dünyada dumana maruz kalır. Suikatede beş yıl vardır ve bu beş yılı bir şekilde geçirmesi gerekmektedir. Hazırlıklarını yapar, kurtarması gereken insanları kurtarır ve vakit geçirmeye bir yanda da roman yazmaya başlar. Bu sırada geçici öğretmenlik yapmaya başlar ve burada kütüphaneci Sadie ile birbirlerine aşık olurlar. Her ne kadar aşık gözü kör olsa da Jake yani George görevinden vazgeçmez.

Kitabi bir kaç parçaya bölmek lazım. Korku öğrenileninin fazla olmadığını söylemiştim. Jake’in düştüğü ikilemler, Sarı Kart Adam, JFK öldürüldükten sonraki dünya ürkütücüydü. Ancak beni en çok ürküten kısım Derry kasabasıydı. King başarıyla burada “O” (It) kitabına atıfta bulunmuş ve o kitabı okuyanlar için Derry’nin kasvetini okuyucu üzerinde biraz daha arttırmış oldu.

Ben aslında kitabın JFK öldükten sonraki dünyayı anlatacağını düşünüyordum ama King geçmişi, suikasti engelleme kısmını ele almış. Tabi bu aşamada beş senelik süre zarfında da değindiği şey asıl karakterler ile birlikte Sadie, George aşkı olmuş. Burada aslında ana karakterlerden çok yan karakterlerin hayatları kitabın aslını oluşturmuş. Bence Sadie ve Jake aşkı fazla uzatılırken Sadie’nin hayat hikayesinin ve aynı zamanda Jake’in yaşlı öğrencisi Harry’nin ayrıntılı hikayeleri zaman zaman ana hikayeden kopmama sebep oldu. Bence olay daha fazla odaklanabilirdi. Ya da kitap sekiz yüz sayfa da olmasa olurdu.

Yine de kitap kendini okutan başarılı bir kitap. King eski King olmadığını bu bilim kurgu soslu tarihsel yeni romanında tekrar yüzümüze vuruyor. Hani kitabı okurken o döneme de özenmedim değil. Hatta Jake’in dinlediği şarkıları -baloda ve radyoda- bende aynı zamanlı dinledim gerçekten büyük keyifti.

Kitap arkası

22/11/63

22 Kasım 1963te, Dallasta üç el silah sesi duyuldu, Başkan Kennedy öldü ve dünya tarihi değişti. Peki, bütün bunları değiştirme şansınız olsaydı? Kendi kuşağının sosyal, kültürel ve politik meselelerini sindirmiş bir yazar olan Stephen King, bu mükemmel kurgulanmış gövde gösterisinde okuyucuları geçmişe uzanan inanılmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

Her şey Mainedeki Lisbon Falls kasabasında yaşayan ve fazladan iki kuruş kazanmak için sınavlara hazırlık derslerine giren 35 yaşındaki İngilizce öğretmeni Jake Eppingle başlıyor. Öğrencilerinden kompozisyon ödevi olarak hayatlarını değiştiren bir olayı yazmalarını isteyen Epping, nefesini kesen bir ödevle karşılaşıyor: Harry Dunningin babasının elli yıl önce eline çekici alıp ailesini katlettiği gecenin tüyler ürpertici hikâyesi. O kompozisyonu okuduğu an, Jake için bir dönüm noktası. Tıpkı 1963ün ABD tarihi için bir dönüm noktası olması gibi… Kısa süre sonra kasabadaki lokantanın sahibi ve Jakein arkadaşı olan Al, ona bir sır veriyor: Deposu, aslında geçmişe, 1958deki belirli bir güne açılan bir geçit. Ve Al, Jaketen saplantı haline getirdiği görevi devralmasını, Kennedy suikastını engellemesini istiyor. Böylece Jake, George Amberson olarak Ike, JFK ve Elvisin, büyük Amerikan arabalarının ve fiyonklu çorapların dünyasında, herkesin her yerde sigara içtiği bir Amerikada yeni bir hayata başlıyor. Mainedeki Dunning ailesinin yaşadığı boğucu Derry şehrinden, Jakein hayatının aşkıyla karşılaştığı Teksastaki sevgi dolu Jodie kasabasına, Lee Harvey Oswalda ve Dallasa uzanan bu romanda; geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıp gerilim ve heyecan dozu yüksek bir maceraya dönüşüyor.

Zamanda yolculuk hiç bu kadar inandırıcı ve bu kadar ürkütücü olmamıştı!

Çeviren: Zeynep Heyzen Ateş
Yayın Yılı: 2012
Kitap Kağıdı
816 sayfa
13,5×21 cm
Karton Kapak
ISBN:9752115040
Dili: TÜRKÇE
Altın Kitaplar