Etiket arşivi: Zoe Saldana

Rosemary’s Baby

Tabi şimdi başlığa Rosemary’s Baby yazınca herkes bunun ‘nin başyapıtı olduğunu sanacak ancak öyle değil. Bu Rosemary’s Baby 2014 yılında çekilmiş iki bölümlük mini dizi. Şimdi diziyi değerlendirirken aslına filmi mi baz almak gerek yoksa, kitabı mı bilemedim. Bu arada kitabı okumadığımı belirtmeliyim. Ancak dizide filmdeki etkinin onda birini bile almadığımı belirtmeliyim. Bu sebepten dolayı sönük kalmış. Okumaya devam et

Star Trek Into Darkness

Bu filmle aslında Holywood’un son dönem umutlarından olan ‘ın da kof çıktığını öğrenmiş olduk. Gerçi kendisine ben hiç bir zaman umut bağlamadım. İnsan ne kadar çok destekle girerse işin içine o kadar çabuk batıyor. Zaten yapımcılık dışında Super 8 haricinde iyi bir film görmedim J.J. Abrams’tan. Star Trek Into Darkness’ta tamamen klişelerle dolu bize ekstra hiç bir şey vermeyen bir film.

Peki filmde ne var? Aslında ekstra hiç bir şey yok. Kirk kendi kafasına göre takılan biri, Spock mantıklı ve Kutsallarla göre hareket eden biri. İki kişi karakterinden pek şaşmıyor. Gerçi arada Spock’un biraz duygulandığını görüyoruz ama film bundan ibaret. Bunun haricinde bol aksiyon efektler film tamamdır. Okumaya devam et

Colombiana

 

 

Colombiana tüm intikam filmlerinin bütünü içinde barındıran bir film olarak karşımıza çıkıyor. Filmin yapımcısı ve senaristlerinden biri Luc Besson. Zaten bunu bilmeseniz bile hikayenin gelişimi, anlatım dili, aksiyon sahneleri bunun Luc Besson‘un elinden çıkmış olduğunu onaylar biçimde.

 

Filmin en büyük artısı 110 dakikalık süresi boyunca aksiyonun hiç düşmemesi. Aksiyon başarılı bir şekilde kullanılmış ve gördüğümüz bildiğimiz klasik aksiyon sahneleri bu şekilde izleyiciyi sıkmaz bir hal almış. Filmler Besson’un tüm filmlerinde olduğu gibi özenle seçilmiş ve iflmin havasına çok uygun. Oyunculuk ve görsellik olarakta film oldukça başarılı. Yani Karşımızda klişe bir intikam hikayesi olmasına rağmen film iyi işlenmiş. Okumaya devam et

Star Trek

Star Trek serisini bilmeyen yoktur. Hani yaşı yetmeyenler bile adını duymuştur. Açıkşası filmi de izlerken aklıma Sadri Alışık gelmedi desem yalan olur. Onu da saygıyla anıyorum.

“Mission: Impossible III”, “Lost” ve “Alias”ın yönetmenlik koltuğundan tanıdığımız, Transofners, Lost, Alias ve merakla beklediğimiz Super 8’in senaristi olan J.J. Abrams yönetmen koltuğunda. Öncelikle belirterek cümlelerime başlamalıyım, 1966 yılından itibaren dünyada tüm insanları ekrana bağlayan dizinin etinden sütünden herkes faydalandı, bu son faydalanma ise diğerlerinden biraz farklı. Eh tabi teknoloji gelişince oyuncakları, efektleri, görselliği daha bir ileriye giderek iyi yorumlanmak gibi bir özelliğe sahip.

Bu açıklamaya da ilave etmek lazım ki, bu film öyle ortalardan değilde, tam baştan başlıyor. Yani bu filmi izlemek için, serinin ilk filmlerini izlemeye gerek yok. Bu film, Tüm ekibin ilk tanışma faslını anlatıyor. Film, Spock üzerine kurulmuş biraz da…

Tabi filmin beklentisi insan üzerinde yüksek. Bunun sebebi ise son dönemlerin yükselen isimlerinden olan J.J. Abrams’ın az öncede belirttiğim gibi, yönetmen koltuğunda olması. Bu beklenti aslında insanı biraz ikileme düşüyor. Film ne kadar iyi olsa da, iyi işlense de sanki eksiklikler yarmış izlenimi bırakıyor insan üstünde. Zaten sanıyorum bu bir deney filmi olmuş, yani eğer tutarsa devamını çekeriz tarzında…

USS Kelvin gemisi uzayın derinliklerinde bir tür yıldırım bulutu olduğunu düşündükleri bir şeye rastlarlar. Ancak bulutun içinden çok büyük bir savaş gemisi çıkar ve USS Kelvin’e saldırır. Şartlar arasında USS Kelvin’in kaptanının rehin alınması ve başına gelen olaylardan sonra, olaylar biraz karışır. Tabi türlü fedakarlıklar mürettebatı kurtarmak için, ardı ardına yapılır.

Oyuncu kadrosu gayet başarılı. Spock karakterini Heroes’un Syler’ı canlandırınca daha bir ilgi çekici olmuş film. Efektler ve konusu ile bir çırpıda bitirilen eğlencelik bir film. Ama akıllarda çok kalıcı olur mu bilinmez. Zaten vizyonda olduğu dönem de pek adından bahsettiremedi. Fİlm herşeyi baştan alması açısından her yaşa hitap ediyor. Uzay içerikli bütün filmlerde rastlayacağımız olaylar bizi karşılasada, oyunculuk ve çekim açısından film bizi içe çekiyor ve filmi izlettiriyor. Hikaye gayet net ve ve göze çarpan bir olumsuzluk yok. Ama yine belirteyim filmi eskileri ile birleştirip izlememek lazım, algı problemleri bu durumda başlayabilir.

Birde filmde göze çarpan zaman kavramı olgusu. İnsanın algısını zorlayan kısımsa bu. Yönetmen zaman çizgisi ile risk alarak fazla oynamış. Arada bazı noktalar da zaman kavramı geçiştirilerek olay başka noktalara çekilmiş. Eğer film esnasında bu noktaya taktığınızda (benim gibi) film biraz zor akacaktır. Ama bunu dert etmeyenler için, şeker gibi bir film.

Müzikler gayet başarılı, derinden insanı rahatsız etmeden ilerliyor. Ancak filmin sesleri konusunda, aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ses efektleri, konuşmalar, sesler biraz havada tatmin edilir gibi değil… Oyunculuk iyi demiştim, yani filme göre iyi oyunculuklar sergilenmiş. Oyuncular, filme iyi oturmuş her birininde yeni yüzlerden oluşması. Ancak eskiler devreye girdiğinde filmin akışı birden değişiyor.

Hem eskiler, hem yeniler için, izlenebilir bir film…

Yönetmen: J.J. Abrams

Senaristler:

Roberto Orci
Alex Kurtzman
Gene Roddenberry (televizyon dizisi)

Oyuncular:

Chris Pine James T. Kirk
Zachary Quinto Spock
Leonard Nimoy Spock Prime
Eric Bana Nero
Bruce Greenwood Christopher Pike
Karl Urban Dr. Leonard ‘Bones’ McCoy
Zoe Saldana Nyota Uhura
Simon Pegg Montgomery ‘Scotty’ Scott

Linkler:

www.startrekmovie.com/

http://www.imdb.com/title/tt0796366/

Avatar

Arada yeni filmlere de değinmek lazım. Mesela bu yeni filmlerden birisi de bu senenin Oscar ödüllerinde bir çok ödülü kapacağına inandığım Avatar. He ne kadar Avatar deyince kafasında ve vücudunda mavi oklarla dolaşan küçk kahramanızmız gelse de aklımıza bu Avatar da akıllara yer edecektir.

Usta yönetmen James Cameron‘ın 16. filmi olması özelliğini taşımakta bu film. James Cameron yıllarca bu filmin üzeirnde çalıştıktan sonra teknolojinin tabiri caiz ise bokunu çıkararak bu filmi çekmiş. Öyle ki film baştan sona bilgisayardan yapılmasına rağmen en ufak noktada bile gerçek insanlar ile animasyonları birbirine karıştırmıyorsunuz. Eh tabi film birde 3D olunca tadı ayrı oluyor…

Öncelikle filmde sinemanın üst noktalarına erişiyorsunuz. Hani diyorlar ya bu filmde herşey değişecek diye evet doğru ve bu değişimin James Cameron tarafından yaşatılması beni ayrı bir mutlu etti. İşte sinema bu diyorsunuz ancak bir tarafımda eski klasik sinemacılardan olduğundan kendimle çelişkiye düşüyorum. Bu konuda dikkat etmem gereken öğe yeni ve yaratıcılık nerede?

 

James Cameron bunu görsel olarak yapmış. Aslında senaryoyu ayrıntılı bir şekilde masaya yatrıdığınızda klişeler karşımıza çıkıyor. Ancakartık dünyada herşeyin klişe olduğunu düşünürsek bu içlerinde övgiyi hak eden bir yapım. Hani kendi kendime de sormadım değil filmden çıkınca biraz daha ayrıntıya inilsemiydi diye. Ancak fazla ayrıntı da felsefenin biraz daha öze inerek yansıtılması da filmin hızını düşürür müydü? Sorular, sorular… cevapsız kalacak sorular…

 

Filmdeki görsellik sizi büyülüyor mavi renkli uzaylılara hayran kalıyorsunuz. Biz dünyalılar onları katlediyoruz. Aslında filmin felsefesi biraz düşük kalmış desek bile film bize anlatmak istediğini açık bir şekilde anlatmış. Mesela filmden çıkardığım bir replik şu bire bir hatırlayamasam bile… “Altlarında değerli şey bulunduranlar bizim düşmanımızdır.”

Filmin görselliği bu kadar iyiyken belirtmeliyim ki filmi kesinlikle 3d izlemek gerekli. Bu zamana kadar izlediğim tüm 3D filmlerden kat kat daha iyi bir etkiyi aldım. Ancak işin kötü tarafı alt yazılardı. Her ne kadar altyazıları görüntüleri etkilememek için sağa sola kaçırsalar da bazı yerlerde ister istemez görüntünün üzerine biniyordu.

James Cameron Pandora adlı gezegeni çok güzel bir şekilde tasarlamış. Bazı özellikleri bana Miyazaki’nin Prenses Mononoke sini hatırlatması dersem yalan olur. Ancak tabi çok farklı özellikleri de mevcut. Pandora o kadar güzel tasarlanmış ki, her insanın orda yaşamak için can vereceğini söylemek iddialı bir söz olmaz. Ancak orayı katledeceğimiz de bir kesin tabii…

Görsellik hakkında daha ne anlatabilirim ki… Yani anlatacak bir şey yok. En iyisi tasvir etmektir ki yazılacak kelimeler bir kitap halini alabilir. Sanıyorum ki Cameron kitabı da yakında piyasaya sürer. Çünkü bu dünya hakkında anlatılması gereken çok şey var…

Biraz da hikayeden bahsedelim…

Avatarlar Pandora gezegeninde yaşayan na’vi denilen yerkli halın dnaları ve insan dnaları ile oluşturulmuş yaratıklardır. Görünüşleri na’vilere benzemektedir. Gözle görülebilecek tek fark avatarların 5 parmağının olması na’vilerin ise 4 parmaklarının olmasıdır. Pandora gezegeninde tüm varlıklar birbirine bağlı  yaşamaktadır. Aslında bu da üzerinde durulması gereken bir konudur lakin es geçiyorum. Öyle ki ismini hatırlayamadığım at benzeri yaratıkların üzerine binerken saçlarının üzerlerinde bulunan şey ile birbirlerine bağlanırlar.

Bu mutlu yaşayan türün izerine insanlar maden bulmak amacı ile giderler. Tabi gittikleri yerede biyolojik çalışmalar da yaparlar. Dillerini öğreten okullar açar ve misyonarlik faliyetlerine başlarlar. Ancak na’viler insanlara istdiklerini vermeyince aralarında bir çatışma çıkar… İstedikleri ise na’vilerin yaşadığı dev ağacın altında bulunan madendir…

Tabi istedikleri alamayan insanlar herşeyi yakıp yıkmaya başlarlar. Seve seve olmasa söke söke mantığı işler burada. Tabi bu sırada değinmemiz gereken konu avatarların burada ne işe yaradığıdır. Jake Sully gazi olmuş eski bir askerdir. Aslın avatar projesinde abisi çalışmaktadır ancak o ölünce avatarı yönetebilmek için onun genlerine yakın genleri olan birini kullanmak gerekmektedir. Jake bunu kabul eder. Avatarına da tam anlamıyla uyum sağlamıştır. Daha ilk seferinde bir yaratığın saldırısına uğrayınca bu acımasız ve bilmediği bir dünyad akalır. Ana yardım eden ise Na’vi kabilesinin liderinin kızıdır. Jake ilk başta yadırgansa da Na’vilerin içine girer ve kandini kabul ettirir. Eski bir asker olan Jake komutayı elinde tutan albay ile (rütbesi doğrudur umarım) bir anlaşma imzalar. Jake ona istihbarat sağlayacaktır, o da onun tekrar yürümesi gereken ameliyatı yaptıracaktır. Anlaşma yapılır ancak Jake gerçeği görür ve kendi türüne ihanet eder…

İşte burada bir kurtuluş hikayesi başlar… Film anlatmakla birmez o kadar değinilmesi gerekn nokta var ki ancak film sinemada izlenmediği takdirde yazık edilecek bir film… BU arada sanki Cameron bu filmde kılızderililerin öcünü almış sanki Na’viler ile ne kadar çok ortak noktaları var…

Tabi filmi bir çok ırka, bir çok millete uyarlamak mümkün. Heh buradaki dünyalıların yediği boku bizim dünyamızda sadece Amerikalılar mı yiyor orası başka bir mesele…

Yoruldum… yazıyı çok dağıttım… ancak yazacaklarım ekleyeceklerim bitmedi… Ancak burada kesiyorum… izleyin aşağıda tartışalım…

Bu arada böyle bir filmin müzikleri mükemmel olmalı diye düşünmüşsünüzdir yazı esnasında evet gerçekten de mükemmel. Müzikeleirn arkasında ise James Horner gibi bir isim var… Şapka çıkartıyorum…

Oyuncular:

Sam Worthington Jake Sully
Zoe Saldana Neytiri
Sigourney Weaver Dr. Grace Augustine
Stephen Lang Colonel Miles Quaritch
Michelle Rodriguez Trudy Chacon
Giovanni Ribisi Parker Selfridge
Joel Moore Norm Spellman (as Joel David Moore)
CCH Pounder Moat
Wes Studi Eytukan
Laz Alonso Tsu’tey
Dileep Rao Dr. Max Patel
Matt Gerald Corporal Lyle Wainfleet
Sean Anthony Moran Private Fike

Linkler:

http://www.avatarmovie.com/

http://www.sinemalar.com/film/5359/Avatar/

http://www.imdb.com/title/tt0499549/