teknolojiyi seviyorum. peki ya seni?

Görsel: Love Alarm – Netflix

Aşık olmak her zaman iyi bir şey midir? Hani filmlerde, dizilerde, romanlarda anlatılır ya çoğunlukla sonunun mutlu olduğu. Bunun bir de karşılıksızı var. Her ne kadar karşılıksızı yaratıcılığı, karşılıklısı mutluluğu pekiştirse de, hiç istemediğiniz anda aslında gizlemeniz gereken duygulardan etrafınız haberdar olsa.

Netflix’in Güney Kore yapımı olan dizisi bu konuda biraz düşünmemi sağladı. Dizinin adı Love Alarm ve çok okunan bir ‘webtoon’dan uyarlanmış. Türkiye’de henüz bu ‘webtoon’ların varlığı tam anlamıyla bilinmese de yakın zamanda geleceğini umut ediyorum. Ya da bizim kafamız sanırım böyle çoluk çocuk işlerine pek yatmıyor, bize gelmeyebilir.

Dizinin konusuna kısaca değinelim: Lisede ezik bir tip, sevdiği kıza açılamaz ama kendisinin ondan hoşlandığını bilsin diye bir cep telefonu uygulaması yapar. Uygulamanın algoritmasını bilmiyorum, zaten bu konuda bir açıklama da yok dizide. Hatta o bulutları bir araya getirip şekil yapması ayrı bir konu. “Spoiler”a giriyorum sanırım.

Yaptığı bu uygulama tamamen insanların karşısındaki sevmesi ve ona karşı hissettiklerini açığa vurur. Uygulama bir kez kurulup kullanıcısı ile eşleştiğinde onun tüm duygularını açığa çıkarmaya başlar. Tüm yüklü uygulamalar açıkken on metrelik bir alan içerisinde sizin hoşlandığınız ya da sizden hoşlanan kişilerin ekranın sayı belirir. Tabi yazılımı geliştiren çirkin bir çocuk olduğu için sevdiği kızın Love Alarm’ını çaldırır çaldırmasına ama bir karşılık bulamaz hatta ve hatta bu sebepten dolayı kızın ona demediği kalmaz. Tabi dizinin ana hikayesi bu değil. Biraz daha Yeşilçam’a kaçarak aynı kızı seven iki yakın arkadaşı ile bunlardan birine aşık kız hikayesine döner.

Benim burada bahsetmek istediğimde aslında bu ana hikaye değil. İki sevenin şartlar altında kavuşamamasından ziyade, dizide de yüzeysel geçilmiş birkaç nokta… Aslında ilkini yukarıda söyledim. Ya sizin sevdiğiniz kişi, size karşı aynı şeyleri hissetmiyorsa? Evet ben bunu defalarca yaşadım. Çok ayran gönüllü gözüktüm değil mi şimdi? Bu durum dizideki gibi sizin onu rahatsız ettiğiniz bir duruma dönüşebilir mi? Ya da beni seveni bende sevmeli miyim? Bu durum bir zorunluluğa dönüşebilir mi?

Ya dizideki gibi en yakın arkadaşınızın sevgilisinden hoşlanıyorsanız? O zaman ne olacak? Bunun gibi olayları az duymadık. Tamamen kaosa sürükleniyor gibi bu iş.

Görsel: Love Alarm – Netflix

Diğer konu ise ya sizi seven kişi ya hemcinsiniz ise. Dizide bu durumla iki şekilde karşılaşıyoruz. Erkek olan “A” kişisi yine erkek olan “B” kişisinin Love Alarm’ını çaldırıyor. “B” kişisi bu durumdan hoşnut kalmıyor -ki herkesin içinde verdiği genel tepkiyi siz düşünün- ve “A” kişisini adam akıllı benzetiyor. Ancak ilerleyen sahnelerde görüyoruz ki aslında “B” kişisi de hemcinsi “C” kişisinin Love Alarm’ını çaldırıyor. Tabi burada sadece duyguların ortaya çıkması değil, gizlenen bir kimlik ya da bir benliğinde ortaya çıkması söz konusu.

Dizide de zaman zaman bu tartışılıyor: Ne kadar etik?

İnsanoğlu olarak aslında teknoloji bizim hazmedemeyeceğimiz, altından kalkamayacağımız bir şey. Yeni çıkan bir trende uyuyor ve buna göre hareket ediyoruz. Şu an resimlerimizi paylaşmaya meraklıyız ama bundan birkaç sene sonra yukarıdaki uygulamanın olmayacağını söyleyemeyiz, ki buna benzer, her ne kadar şimdi sevdiğini belirten olmasa da hoşlanabileceğin kişiyi öneren ve onunla aynı alan içine girdiğinde uyarı veren uygulamalar var.

Bir uygulamanın popülerliğine kapılık giderken onun getiri veya götürülerini ne kadar düşünüyoruz? Hakkımızda topladığı bilgiler ile bizi nasıl yönlendirdiğinden ya da yönlendirebileceğinden ne kadar haberimiz var? Cambridge Analytica’yı hepimiz biliyoruz. Şu an için toplanan bu verilerin siyasi eğilimler için kullanıldığından haberimiz var. Ya bu durum biraz daha derine inip, yediğimiz, içtiğimiz ve hatta sevdiğimizin yönlendirmesine kadar giderse (gitmediğinden emin değilim), gerçekten bu dünyada özgürce yaşadığımızı savunabilir miyiz? Eskiden üstün ırkı yaratmak için yaptırılan evlilikler, bugün kontrol edilebilir bir ırk üretmek için, tam da içine düştüğümüz bu gerçeklik eşliğinde yedinden yaptırılabilir mi? Hem de kendi ellerimizle.

Bir bağımlılığın içindeyiz ve ne yazık ki artık bu bağımlılığa doğuyoruz. Üç yaşındaki çocuğumuzla telefonu nasıl kullanıyor diye övünürken biryandan da “kötü”, “kaka” diyerek onu kısıtlamaya, elinden almaya çalışıyoruz. Oysa biz ondan bir türlü kopamıyoruz. Çocuktan da beklememeliyiz. Onun için bu bağımlılık ne kadar kötüyse aslında bizim içinde kötü. Daha üç yaşında tutulmaya başlayan bilgilerimizin yollar sonra bir Love Alarm’da kullanılması pek garip gelmiyor bana.

O zaman biz nasıl insan oluyoruz? Bizi insan yapan ne? Aşk, sevgi, özgür irade ya da ortalıkta dolaşan amiyane tabirle “düşünmek”! Konu biraz kaydı aslından gibi gözüküyor ama aslında hepsi iç içe. Ne kadar gerçeğiz ve yaptıklarımız ne kadar etik? Ya da ne kadar kendimiziz? Ne kadar kendimizi tanıyoruz?

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.