ve giderken bir daha, yerine koyabildiklerim.

Photo by Clem Onojeghuo on Unsplash

Son bir kez ceplerimi yokladım. Telefonum, cüzdanım, sigaram. Kapıyı çekmeden önce, elimde anahtarlarım. Her şey tamamdı. Hatta cebimde yerinde bir türlü durmayan bozukluklar fazlalıktı bile. Yine de bir şeyler eksikti. Ve bozukluklar bunun kanıtıydı. Bir yokluğun üzerini örtmek için vardılar onlar.

Son bir kez evi dolandım. Kapalı perdelerin dikişleri arasından sızan güneş ışığında. Artık her neyi unuttuysam yaklaştığımda bile sıcak sinyalini vermiyordu bana. Çıkmalıydım. Süslenmememe rağmen bir saattir evden çıkamamıştım.

Kapıya doğru yöneldim. Dışarıda hazır bekleyen ayakkabılarıma ayaklarımı geçirdim. Sol taraftaki ayağımı tam içine sokacakken haylazlık yaptı ve yerini değiştirdi. Az kalsın yüz üstü yere çakılacaktım. Sinirlendim ve sertçe üzerine bastım. Hala bir şeyler eksikti. Öyle ki eksiklik sinirimi anında alıp götürmüştü.

Yansımamış gibi görünen dış kapıya selam verdim. Ama yüzüme bile bakmadı. Yüzü fluydu. Hastaydı sanırım. Nitekim arkamdan kapanırken, derin bir çığlık attı. Ardımdan ağlıyordu sanki. Yoksa kendi sızısına mı? Ne olursa olsun selamımı almamış olması ona olan nefret duygumu geçirmemişti. En azından unutana kadar.

Sahi ben ne unutmuştum?

Sanki iki hamle sonra mata gidecekmiş gibi düşünceliydim. Aklımın bir köşesine elimde kalan atla kaleyi konumlandırırken, piyonların yokluğunun acısını çekiyordum. “Ulan” dedim kendi kendime “yalnızım ben tutun elimden”. Bu şarkıda nerden gelmişti aklıma? Neden böyle gereksiz zamanlarda, gereksiz şeyleri hatırlıyordum? Bu kale ve at kol kanat gererler miydi acaba?

Birkaç adım sonra binanın köşesine varmıştım. Düşüncelerimin arasında, yan yana sıralanmış onlarca evi nasıl geçtim hatırlamıyorum. Acaba kapılardan biri ben geçerken selam vermiş midir? Ya selamlarını almadım diye bana kızmışlarsa! Yaşları da buna müsait. Onların da diline düşmek istemem. Az önce ben de pek farklı davranmadım. Merdiveni nereye dayamıştım?

Tam köşeyi dönecekken mahallenin huysuz kedisi ile burun buruna geldik ve ikimizde birer adım sıçradık. Ben geriye doğru giderken o ileriye doğru atlamıştı. Nasıl olduğunu anlamadan sağ kroşesini suratıma geçirdi. Oldum olası anlaşamazdık. Sanki onun çöplüğünde ötüyormuşum gibi manalı manalı bakardı her seferinde. Fırsatını bulunca şerefsiz çaktırmadan yaptı yapacağını. Bir refleksle elimi suratıma attığım anda geldiği yöne kaçtı. Elimi kaldırdım. “Lan şere…”

O esnada sokağa bahar geldi, gri duvar üzerindeki rengi solmuş tabela canlandı, gül kırmızısına büründü üzerinde de bir yazı. “Sevda Sokağı”. Hangi ara değiştirmişlerdi sokağın ismini? Görünmeyen işçiler mi tutmuşlardı? Yoksa duvarda gezinen örümceklerin işi miydi bu? Elimle üzerini sildim tabelanın. Kuruydu elime bulaşan bir şey olmadı. Ancak tam elimi indirecekken bir halka geçirdi örümceklerden biri parmağıma. Bunun için erken değil mi? Yine de başımla selam verdim. Dikkatimi dağıtmamam gerekiyordu. Yönümü çevirdim. Gideceğim yöne başka zamanda gidebilirdim. Dünyanın yuvarlak olduğunu düşünürsek eninde sonunda gideceğim yere varırım zaten.

Beş adım gerideydim. Makul bir takip mesafesi. Pardösümün yakasını kaldırdım, fötr şapkamın ucunu sıvazladım. Şimdi hazırdım. “Domates… Domattes”. Yok o değildi. “Domates biber patlıcan.” Henüz oraya gelmemiştim. Henüz söyleyecek bir şey yoktu. Takibe devam etmeliydim. Bunun için uygun bir şarkı var mıydı?

Adı ne olabilirdi ki? Ayşe, Mine, Rüya, Aslı? Böyle bir güzelliğin sıradan bir adı olmamalıydı. Olsa olsa bütün karakterlerin bileşkesi olmalıydı bu kadın. Anna, Bovary, Renal, Lotte, Pervin ve diğerleri. Pipomdan derin bir nefes çektim. Dumanı bir ok gibi ilerleyerek sırtına saplandı. Hafifçe sendeledi. Karşı kahveden “uu” diye bir ses duyuldu. Yüzümün kızarıklığını gizlemek için derin bir duman daha çektim pipomdan. Ters bir bakışla kahvedeki sandalyeleri susturdum. Arkasına baktı. Yüzüme biriken dumanla çapkın bir gülümseme attım. Ancak dumanın ardındaki yüzüm gözlerine vurulmuştu. Zümrüt yeşili iki tane mücevher. Adımlarımı hızlandırdım. Yanına yaklaştım. Hafifçe seslendim. Recai ben. Cingöz. İnce bıyıklarımın ucundan çekiştirdim.

Nereye gidiyor bilmiyorum Devam edebilir.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.