yol!

Tarih 31 Mart 2011’di. Bir sarsıntıyla kendime geldim. Kulaklarımda yankılanan uğuldama, gözlerimle gördüğüm alanın titremesi olası bir deprem senaryosunu getirmişti aklıma. Vücudumun birden boşlukta salındığını hissettim. Düşündüğüm en kötü senaryo bir yarığın içine düşüp orada ölümü beklemekti. Yarığın yüzlerce hatta onlarca kilometre altına düşmek fikri bir nebze rahatlatıyordu beni. Gökyüzünü görebilip, yukarıya çıkamamak eminim daha acı verici olurdu.

İkinci büyük sarsıntı oldu. Bu sarsıntı görüşümü netleştirmiş, etraftaki seslere anlam vermemi sağlamıştı. Yine otobüste uyuya kalmıştım. Nerede olduğumu anlamaya çalışmak için, pencereden bakmaya çalışıyordum. Görüntüler o kadar hızlı akıyordu ki, nerede olduğumu bir türlü seçemedim. Sanıyorum henüz kendime gelememiştim. Aksi takdirde herhangi bir noktadan nerede olduğumu çıkartabilirdim. Ancak gördüğüm hiç bir yer tanıdık gelmiyordu ya durağı kaçırmış ya da yanlış otobüse binmiştim.

Otobüs oldukça sıkışıktı. İnmek istesem, muhtemelen birilerinin ayaklarına basarak, kapıya kadar ilerlemem gerekliydi. Zaten dur butonunu da göremiyordum. Kendim basmaya çalışsam bir kaç durak önceden yerimden kalkmam gerekecekti.

Otobüs hızla hareket ediyordu. Aklımca saydığım rakamlara dayanarak size beş dakika geçti diyebilirim. Bu hızla bu sürede aslında en azından bir durakta durmamız gerekliydi. Ancak ne kocaman kırmızı “Dur” ışığı yanıyor ne de birileri inmek için hamle yapıyordu. İçerisi çok havasız kalmıştı. Hafif baş ağrım, burnuma dolan kötü koku ile birlikte midemi harekete geçirmişti. Gözlerimi tekrar kapadım, içime çektiğim havayı mümkün olduğunca tasarruflu kullanarak.

Bir süre sonra, serin bir havaya karışmış toprak kokusunun burnuma sürtünerek geçtiğini hissettim. Bu yeniden doğmak gibi bir şeydi. Sık sık nefes alarak bu kokuyla yıkamaya çalıştım. Tahminime göre ciğerlerim bu güzel kokunun üzerine o kötü kokuları bir kaç dakika daha bastırabilirdi.

Gözlerimi kapatmak mideminde normal şekilde çalışmasına sebep olmuştu. Aslında şu temiz havanında etkisi çok büyüktü. Kendimi otobüsün dışına atabilir bu kokudan kurtulabilirdim evet bunu yapabilirdim ama nedense kendimi ayağa kalkacak kadar güçlü hissetmiyordum. Keskin kötü koku burnuma yine iliştiğinde gözlerimi tekrar açtım. Karşımda duran ve sağ omuzu üzerinde bana bakan kırmızı rujlu bir kadın gördüm. Kırmızı ruju, beyaz yüzü üzerinde yeni akan kan gibi parlak duruyordu.

Kadının bana baktığını fark ettiğimde refleks olarak gözlerimi farklı bir yöne çevirdim. Bu kaçış öylesine seri olmuştu ki, kafamı sağa sola çevirememiş sadece gözlerimi aşağıya indirebilmiştim. O zaman gördüm ki, kadının üzerinde de kırmızı kısa pileli bir etek vardı. O daha çok liseli kızların üzerinde gördüğümüz cinsten. Eteğin arkada bir kısmı toparlanmış, kadının yüzü kadar beyaz olan kalçasının bir kısmı görünüyordu. Sanki yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştum. Utanıp gözlerimi tamamen kapadım.

Aklımda hala gördüğüm son sahne yer etmiş durumdaydı. Durum, mekan gözetmeksizin, biraz daha gözlerimi kapalı tutsam bir fantezinin içerisinde kendimi bulacaktım. Şu an yeri ve zamanı değildi, gözlerimi tekrar açtım. Bu kez bakışlarımı kaldırmıştım. Bakışlarımı fark etmiş olacak ki omzu üzerinden tekrar bana baktı. Aslında o da ona bakıp bakmadığımı kontrol ediyordu. Bu kadınların en önemli özelliğinden biriydi. Bir an için ona eteğini söylemek geçti içimden ve gözlerimi yine aşağıya düşürdüm. Bacaklarını ve kalçasının bir kısmını daha inceledikten sonra gözlerimi tekrar kapadım.

Kadının bana doğru geldiğini hayal ediyordum. Vücudunu bana dönmüş, elleriyle tutuğu eteğinin uçlarını sallıyordu. Sanki kendini serinletiyor gibiydi. Bana iyice yaklaştı. Derin bir papatya kokusu burnuma dolandı. Papatya kokusu hayatımda ilk kez beni bu kadar tahrik etmişti. Ancak bu koku birden bire yerini berbat bir kokuya bıraktı. Bu kötü kokuyla birlikte, hayalimde yerini karanlığa bırakmıştı. Dayanamayıp ani bir refleksle ellerimi burnuma taşıdım. Koku kesilmemişti, bırakın kesilmeyi azalmamıştı bile. Oysa en azından deterjan kokusunun sönükte olsa burnuma gelmesini beklerdim.

Kokuya biraz olsun burnum alıştıktan sonra yüzümde bir baskının olmadığını hissettim. Oysaki montun kolunu elime uzatmış ve nefes almaya çalışıyordum. Otobüs hızla hareket etmeye devam ediyordu, sarsıntılar daha da hızlanmaya başlamıştı. Gözlerimi açtım. Tahmin ettiğim gibi burnumun önünde ellerim yoktu. Ellerime baktığımda ise montumun kolları sönük bir şekilde karşımda duruyordu.

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Back to Top
%d blogcu bunu beğendi: