Etiket arşivi: Sacha Baron Cohen

Les Misérables

Performans bakından oldukça başarılı bulduğum filmdi Les Misérables. Oyunculuklar çok iyiydi. Ancak buna rağmen ‘in en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü almasına biraz takıldım. Tabi diğer adayları da izlemeden bu konuda pek yorum yapmayacağım. Film zaten şöhretler geçidiydi ve her biri çok iyi performans sergilemişler.

Sefiller ağır bir roman aynı zamanda etkileyici. Bir çok uyarlamasını izledik ama ‘ın yaptığı biraz daha farklı bir şey. Sefilleri müzikal yapma fikri başta zor bir fikir. Filmin süresinin de iki buçuk saatten fazla olduğunu düşünürsek meraklısı olmayan için sıkıcı olma ihtimali oldukça yüksek. Burada film çıkmaza girmeye başladığında burada devreye Bay ve Bayan Thénardier devreye giriyor.  ve  burada mükemmel bir ikili oluşturmuşlar.  Okumaya devam et

Madagascar 3: Europes Most Wanted

Bir devam filmi olarak nitelendirdiğimde Madagascar 3: Europes Most Wanted serinin en düşük filmi. Zaten filmdeki en büyük aksiyon fragmanlarda kesilmeden verilmişti. Tabi fragman böyleyse gerisi nasıl olur düşüncesi ile izlemeye koyuluyorsunuz filmi. Haliyle yüksek tutulan beklenti film ilerledikçe kendini umutsuz bir hale çeviriyor.

Tabi öncelikle belirtmeliyim ki yine karakterlerimiz, seslendirmeleri, müzikleri her şeyi ile başarılı bir animasyon var karşımızda. Animasyonun 3D’si için iyi diyorlar ben 3D izlemediğim için bir şey diyemeyeceğim ama filmin tamamen gişe amaçlı yapıldığı aşikar. Senaryo oldukça basit tutulmuş. O eski filmlerden bildiğimiz tatlı diyaloglar bu filmde yok. Okumaya devam et

The Dictator

Sacha Baron Cohen‘in son filmi The Dictator. Zaten Oscar töreninde de bu karakterin neler yaptığını görmüştük ancak filmde daha fazlasını yaptığına tanık oluyoruz. Absürt sinemanın en iyi ismi olan Sacha Baron Cohen bu filmde de yine bekleneni veriyor bize. Tabi onun her filminde olduğu gibi bu filmi de anlatabilmek biraz zor. Okumaya devam et

Hugo

 

 

Bu senenin Oscar adayları arasında geçmişe saygının hat safhada olduğu ve ödüllerin de buna göre dağıldığını biliyoruz. Geçmişe bir saygı duruşu da Martin Scorsese‘dan gelmiş. Tabi geçmiş olarak belirttiğim sinema tarihinin geçmişi. , The Artist ile siyah beyaz sinemaya şapka çıakrtırken, yine aynı dönemin dahi çocuğu olarak adlandırabileceğimiz, Georges Méliès‘a şapka çıkartmış. Bu bağlamda her iki filmi de göz önünde bulundurursak, sinemayı oluşturan ve geliştiren Fransa’ya Hollywood’un ikinci saygı duruşu diyebiliriz.

 

Hugo Oscar’ın en büyük adaylarından biriydi. Nitekim, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Görsel Efekt, En İyi Ses Miksajı, En İyi Ses Kurgusu, dallarında ödül aldı. Sadece teknik ödülleri alması aslında filmin başarısını da ortaya koyuyor. Aslında filmin Brian Selznick‘in The Invention of Hugo Cabret adlı çocuk romanından uyarlandığını düşünürsek, (romanı okumadım ama)  en iyi uyarlama senaryo dalında da Oscar almaması düşündürüyor beni. Film Martin Scorsese’ın çektiği ilk 3D film. Ben filmi 3D izlemedim ancak filmin görselliğini de çok başarılı buldum. Scorsese filmi adeta Oscar almak için tribüne oynayarak yapmış.

 

 

Aslında en yakın rakibi The Artist ile eşit sayıda ödülü paylaşma sebebi Oscar jürisinin biz sinemada teknolojiyi ve eskiyi de destekliyoruz savunmasını yapmasından bir şey değil. Scorsese bu filmi ile de tribüne oynamış görsel olarak insanı büyüleyici bir atmosferi yakalayarak aslında yerini sağlamlaştırmıştır.

 

Aklım filmde dönüp dolaşıp görselliğe gidiyor. Gerçekten başarılı bir görsellik var. Hikaye kurgusu çok ayrıntılı değil. Film de bir çocuk filmi edası ile ilerliyor. Hugo’nun gizemine kendimizi kaptırmışken olay örgüsünü aslında kuruyor ve bir sonuç çıkartıyoruz. Yani hikayeyi az çok çözmüş oluyoruz. Sonuç elimizdeyken bu sonuca nasıl varılacağı konusu filmi izlememize sebep oluyor. Filmi izlerken insanın içinde  küçükte bir merak uyanıyor.

 

 

Filmin oyuncu kadrosu oldukça iyi. Kadroyla birlikte oyunculuklar da oldukça başarılı. Oyuncular içerisinde bu daha iyiydi biye bir ayrım yapmak zor ancak Asa Butterfield, Hugo karakterinin altından başarıyla kalkmış. Filmde beni şaşırtan bir diğer isim ise, İstasyon Dedektifini canlandıran Sacha Baron Cohen oldu. Açıkçası kendisinden böyle bir oyun beklemiyordum.

 

Film Georges Méliès’ın hikayesini anlatıyor. Méliès savaş çıkması üzerine filmlerini kimse izlemediği için insanlara küsüyor ve tüm filmlerini, film setini dekorlarını yakıyor. Herkes onun savaşta öldüğünü sanıyor. O ise tren garında, küçük bir oyuncak dükkanı işletiyor.

 

Hugo ise babasının ölümünden sonra bu tren garında yaşamaya başlıyor. Babası ölünce, amcası gibi saatçi olan amcası onu bu gara getiriyor. Ancak alkolik olan amcası, ortadan kaybolunca yerini belli etmemek için Hugo saatlerin bakımını kendi yapıyor. En büyük düşmanı ise Gar Dedektifi. Çünkü o evsiz çocukları toparlayıp, yetimhanelere yolluyor.

 

 

Bir gün Hugo, oyuncakçıdan malzeme aşırırken Georges’a yakalanır. Georges ona ondan cepleirni boşaltmasını ister. Hogu istemeyerek ceplerini boşaltır. Cebinden çıkarttığı bir not defterine Georges bakar ve ona el koyar. Bu defterde Hugo’ya babasından kalmış ve buldukları bir makinenin çizimleri vardır. Georges’un bu defteri almasıyla ikisi arasındaki ilişki başlamış olur. Bu ilişkiye de macera meraklısı Isabelle’de eklenince ilginç bir maceraya adım atarlar.

 

Film Hugo’nun hikayesini anlatırken birden bire daha derin bir konu olan sinema tarihine dönmesi filmin senaryosunu tek şaşırtıcı kısmı. Bunun haricinde senaryonun filme çok fazla getirisi olduğunu, iyi bir senaryo olduğunu düşünmüyorum. Ancak tüm bu senaryodaki kaybı oyunculuk ve görsellik örtbas ediyor. En iyi uyarlama senaryo ödülünü alabilir demiştim. Şimdi senaryonun pek iyi olmadığını söyleyip bu ödülü alabilir demem biraz kendimle çelişiyormuş imajı yaratabilir. Ancak kitapla filmi ele aldığımızda bu olası bir durum. Ben ödülü verenlerinde bu roman uyarlamasıymış durun önce romanı okuyalım dediklerini düşünmüyorum açıkçası. Burada önemli olan filmden bir kitap tadı almak.

 

 

Özetlemek gerekirse, yarısı itibari ile, hikaye bakımından biraz sönük kalmış, duygu yoğunluğunu biraz hissettirse de tam anlamıyla veremeyen bir film Hugo. Teknoloji kullanımı konusunda da bir o kadar başarılı ve sırf bu yüzden film izlenmeyi hak ediyor. Filmin Paris’in büyüleyici atmosferinde geçmesi, tüm karakterlerin Fransız olması ve buna rağmen karakterlerin İngilizce konuşmaları ise beni filmde an çok rahatsız eden durumlardan biriydi.

 

Yönetmen: Martin Scorsese

 

Senaryo: John LoganBrian Selznick (kitap)

 

Oyuncular:

Ben Kingsley
Georges Méliès
Sacha Baron Cohen
Gar Dedektifi
Asa Butterfield
Hugo Cabret
Chloë Grace Moretz
Isabelle
Ray Winstone
Uncle Claude
Emily Mortimer
Lisette

 

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0970179/

http://www.hugomovie.com/

 

Brüno

Ali G ve Borat karakterlerinden tanıdığımız Sacha Baron Cohen an senedir Ali G. karakterinin Tv şovunda yarattığı Brüno karakterini beyaz perdeye taşımış. Tabi Brüno’nun hayat bulması ortaya bir anlamda ağır bir komedi çıkartmış.

Brüno eşcinsel ve televizyonda moda programı yapan bir karakterdir. Ülkesi Avustralya’da çok ünlüdür. Ancak işler pek istediği gibi gitmez ve birden biri tüm ünü kaybolur. İnsanlar onu etrafında görmek bile istememektedir.

Bu sebepten dolayı Brüno tüm dünyaya kendini tanıtmak için Amerika’ya yelken açar. Tabi Amerika gibi bir özgürlük ülkesi bile Brüno gibi bir karakteri kaldıracak kapasitede değildir. Brüno ne yaparsa yapsın, tutunamaz ve bir gün düşünür. Tüm çok ünlü kişiler erkektir ve erkek olaya karar verir. Bunun üzerine orduya katılır, o da olmayınca, barış elçisi olarak Orta doğuya gider, amacı eğer büyük bir barışa imza attırırsa ünlü olabileceği yönündedir…

Brüno aslında anlatılmaz, kesinlikle izlenmesi ve dinlenmesi gerekli. Yok ben belden aşağı, bilhassa eş cinsellikle ilgili esprilerden hoşlanmam diyorsanız uzak durun derim. Zaten gözleriniz kapalı filmi izlemeye devam edersiniz.

Sacha Baron Cohen‘i uzaktan yakından tanıyan kişiler ne demek istediğimi anlamışlardır. Abartmaya gerek yok zaten film bunu yapmış durumda. Ele alabildiği tüm materyallerle dalga geçmiş… Aslında film izlenip grup olarak tartışılması gereken bir film…

Yönetmen: Larry Charles

Oyuncular:

Sacha Baron Cohen Brüno
Gustaf Hammarsten Lutz
Clifford Bañagale Diesel

Chibundu Orukwowu O.J.

Chigozie Orukwowu O.J.
Josh Meyers Kookus

Linkler:

http://www.imdb.com/title/tt0889583/

http://en.wikipedia.org/wiki/Br%C3%BCno_%28character%29