Her zaman okuyabileceğiniz beş kitap önerisi 1. Bölüm

Karantinaya özel dizi/film tanıtımı yaptıktan sonra neden kitap olmasın ki dedim kendi kendime ve bu yazıyı yazmaya başladım. Tabi kitabın eskisi olmayacağı gibi her ne kadar şu sıralar evde kalırken okunabilecek olsa da kitap her zaman okunabilir.

Tabi ilk tavsiyem kendi kitabım Bir Sonraki Ölüme Kadar :=). Linkten temin edebilirsiniz. Arada kendi kitabımın reklamını yaptıktan sonra (zaten sürekli neden pop-up çıkıyor anlamadım) asıl kitaplarımıza geçelim.

Ara Dünya – Neil Gaiman, Michael Reaves

Neil Gaiman fanatikliğimi bilen bilir. Bir süredir okumayınca (internette yazdıkları hariç) bir kitabını okuyayım demiştim. O ara gözüme çarpanlardan biri de Ara Dünya (InterWorld) oldu. Kitap Michael Reaves ile birlikte yazılmış. İkili kitabın temelini bir sette atmış ve başta dizi olarak düşünmüşler ama sonra roman haline getirmişler. Ara Dünya ilk kitap sonrasında bir kitap daha var. Ancak bu kitap beni pek sarmadığı için ikinci kitabı okumayı düşünmüyorum. Gerçi benim ne yapacağım belli olmaz.

Joey Harker, yön duygusu olmayan bir çocuktur. Evin içinde bile kaybolduğu olmuştur. Bir gün gezi sırasında ortadan kaybolur ve paralel bir boyuta geçer. Burada kendinin bir “yürüyüşçü” olduğunu öğrenir. Ama yürüyüşçüleri toplayan bir de topluluk vardır. Joey dünyayı kurtarmak için eğitimler alırken aslında buradaki herkesin kendinin bir evrimi olduğunu görür ve bir maceraya atılır.
Daha çok gençlere hitap eden beni tatmin etmeyen bir kitap oldu Ara Dünya.

Ben Seri Katil Değilim – Dan Wells

John Wayne Cleaver 15 yaşında antisosyal kişilik bozukluğu olan bir karakterdir. Seri katillere ilgi duyar ve bu aşırı ilgisi çevresindekiler tarafından pek iyi karşılanmaz. Annesi ve teyzesi ile birlikte cenaze evinde yaşamaktadır. Ölülerle olan bu yakınlığı onun öldürme dürtüsünü de arttırır. Kendini kontrol edebilmek için kendine bazı kurallar koyar ve buna uymaya çalışır.
Günün birinde kasabada bir cinayet işlenir ve John bunu araştırmaktan kendini alıkoyamaz. İpuçlarını birleştirerek, katil gibi düşünerek onun peşine düşer.

Bu arada her cinayetten sonra ölünün bir uzvunun kaybolduğunu fark eder.
Araştırmaları ise onu yaşlı karşı komşularına çıkarır. İşlerine yardım ettiği yaşlı komşusu bir katil hatta katilden daha fazlası bir yaratıktır.
Standart polisiye gibi başlayıp öyle giderken birden işin içine doğaüstü bir yaratığın girmesi standart akış kurgusunu biraz zorladı. Ondan sonra bu yaratığın aslında aşk sebebi ile; aşık olduğu kadının yanında olmak için öldürdüğünü anlayınca yaratığın insani duyguları hissetmemiz yine bir ters köşe yaptı. Akabinde böyle bir yaratığı John’un öldürmesi diğer bir soru işaretine sebep oldu bende. Yani kim iyi, iyi ne, kim katil kim değil yada makul nedenlerde yapılan kötülük iyi midir sorularını kitap sordurdu. Çok karışık anlattım değil mi? Çünkü okurken ben de karıştım.
Kitabın filmi yapılmış. Mümkün olduğunca film kitaba uygun ilerliyor. İlk filmi izlemiştim bilinçsizce ve beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ama kitap okunabilir.

Sene 2020

Sene 2020 derleme bir kitap. İşin içinde farklı yazarlar ve öyküler olunca tek tek değinmiyorum haliyle. On bir yazarın içinde bulunduğumuz bu garip 2020 yılının farklı bakış açısıyla anlatmaya çalıştığı bir kitap.
Öykü okumayı seviyorsanız Sene 2020’yi okuyabilirsiniz.

Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım? – Woody Allen

Üç, dört sayfalık kısa hikayelerden oluşan bu kitap aslında Woody Allen’ın Getting Even ve Side Effects adlı öykü kitaplarının derlemesi olarak biz okurların karşısına çıkmış. Woody Allen’ı tanıyanlar onun nasıl bir eser çıkardığını tahmin etmişlerdir. Şu karantina döneminde sizi eğlendirecek hikayelere sahip bir kitap.
Hikayeler nasıl anlatılır bilmiyorum. Tanrıyı bulması için görevlendirilen bir dedektiften tutun, poker masasında donuna kadar kaybeden ölüme, sandviçin ilk keşfine, güneş tutulmasını gece

sanan ve komşu tuvaletine saklanan drakulaya kadar her şey var hikayelerde.
Keyifle okuyacağınız kısa bir kitap “Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım?”. Pandemi için özel seçtim bir kitap.

Peygamber Enok’un Kitabı

Enok (Hanok) yada Kur’an’da geçen adıyla İdris Peygamber’e inmiş bir kitap Enok Kitabı. Nuh peygamberin büyükbabası olan Enok ölmemiş ve 365 yaşında göğe yükselmiş. Bazı yazarlara göre de bilim ve sanatı, yazı yazmayı ilk öğreten kişi olarakta tanımlanmıştır.
Kitap Adem ve Havva’nın kovuluşu, yeryüzüne inen Düşmüş Melekler’den bahsediyor. Onların melez çocukları, büyü, devler, uzaylılar gibi bir çok düşüncenin çıkmasına sebep oluyor. Oldukça kafa karıştırıcı bir kitap. Eski ve Yeni Ahit’te yer yer bahsedilen ama otoritelerce reddedilmiş bir kitap.

Kitap 1772 yılında bir Habeş manastırında bulunmuş. Aynı şekilde bir kopyası da bir Rus manastırında Slav dilince bulunmuş.
Biraz kitabı anlatmaya çalıştım. Eğer din mitolojisi ve kutsal metinlere meraklıysanız kitabı farklı bir bakış açısı edinmek için okuyabilirsiniz. Tabi birde mitolojik yaratıklar nereden çıkmış yada gerçekten bunlar insanların bir kurgusu mu sormanıza sebep oluyor. Biraz kafa karıştırmak için okuyabilirsiniz.

Karantina döneminde izleyebileceğiniz yada izlemeyebileceğiniz on içerik 1. Bölüm

Bir süredir izlediklerimi paylaşmıyorum. Bunu sebebi olarak ben işlerin çokluğu, yazılar çiziler diyeyim siz tembellik deyin sonuç olarak böyle yazılar uzun süredir blogda yoktu. Zaten buna benzer içerikleri her yerde bulabilirsiniz. Gerçi onlar izlenebilecekleri veriyorlar ama blogu takip edeneler bilir ben kötü olsa da yer veriyorum. Bu liste de öyle bir liste olacak. Malum karantina, covid derken sektör eskisi gibi iyi yapımlar çıkaramadı ortaya. Hele ki Türkiye’de Netflix’e mahkum kaldık. Her ne kadar diğer platformlar da olsa tabi ki onun kadar aktif değiller.

Neyse. Kronolojik bir sıra olmamakla birlikte ilerleyen zamanlarda listeyi uzatabilirim diye düşünüyorum. Ancak fazla detaya girmeyeceğim yoksa işin içinden çıkamıyorum. Yazı uzadıkça uzuyor.

Are You Human?

Netflix’in Güney Kore yapımı dizisi. Son dönem K-Dramalarda bir yapay zekadır, androidir aldı başını gidiyor. Teknolojinin önde gelen ülkelerinden biri Kore olunca acaba bizi mi hazırlıyorlar demeden geçemiyorum.
Bu dizi de oğlundan yarı kalan bir profesörün onun yokluğuna dayanmak için birebir kopyasını yaptığı yapay zeka robotun maceraları anlatılıyor. Dizide yapay zeka daha insani duygulara sahipken, insan olanı ise tamamen duygusuz. Tabi içinde romantizim olmasa olmaz. Bir insan ve robot aşkını da görüyoruz. Olay tamamen duygusal.
Meraklıları için izlenebilir bir dizi.

Ratched

Hikaye Ken Kesey tarafından yazılan Guguk Kuşu (One Flew Over the Cuckoo’s Nest) romanındaki hemşire Mildred Ratched karakterinin geçmişine odaklanıyor. Tabi filmi ve kitabı da bildikten sonra bir beklentiyle diziye başlamadım desem yalan olur. Bir de baş rolde Sarah Paulson vardı daha ne olsun. Cümlelerimin akışından da tahmin edebildiğiniz gibi dizi beni çok tatmin etmedi. Hatta sonlara doğru oldukça sıktı ve gereksiz bir hal aldı.
Ratched katil zanlısı kardeşini kurtarmak için akıl hastanesinde göreve başlar. Hastanede doktorundan tut hemşiresine kadar kimse akıllı değildir. Bu şekilde olaylar gelişir. American Horror Story’nin bir sezonu kıvamında bir diziydi.

Typewriter

İzlerken keyif aldığım Hindistan yapımı bir dizi. Bu dizi için aslında Hintlilerin Stranger Things’i diyebiliriz. Bir gurup hayaletlere, büyüye inanan çocuk evlerinin yakınındaki adı çıkmış bir ev hakkında araştırma yaparlar. O esnada evin verisi olan kadın eve taşınır ve olaylar başlar. Kadının babası ünlü bir korku romanı yazarıdır ve kitapları yok satmaktadır. Ancak kitapta da anlattığı öyle bir gizem vardır ki bunun bunu çözecek bizim çocuklardır. İşin içine girdikçe bunun sorumlusunun bir daktilo olduğunu görürler. Şimdi yazarken Chucky’nin daktilo haliymiş gibi geldi bana. Yine de eğlenceli bir dizi.

The School Nurse Files

Chung Serang’ın 2015 yılınca yayımladığı ödüllü romanı School Nurse Ahn Eun-young’dan uyarlanan dizi bana çok başarılı bir uyarlamaymış gibi gelmedi. Zaman zaman hikayenin kendi gerçekliğini sorgulamadım desem yalan olur. Dizi sanki ortadan başlıyordu ve olayları biliyormuşuz sanki işin içindeymişiz de o dize sonrasını anlatıyor gibi. Zaten gerçekliği sorgulanacak bir hikayesi olduğundan kendi içinde de tutarsız olunca sıkıyor izlerken.
Ahn Eun-young bir okulda hemşiredir. Çocukluktan beri kötü özelliklerini, ruhları bir pelte gibi görme özelliği vardır. Onlarla savaşarak insanları korur. Bu hikaye de çalıştığı okulun gizemli geçmişine uzanır. İzlemeseniz de olur.

Mortel

Fransız yapımı doğaüstü gençlik dizisi izlerseniz bu dizi size uyar. Ama çok şey beklememenizi tavsiye ederim. Kısa süresi ve bölüm sayısıyla izleyeyim de aradan çıksın tadında bir yapım. Bazen sıkmadı değil. Şimdi böyle deyince sanırım bende sıkıntı ile ilgili bir problemde olabilir. Kararsız kaldım şimdi.
Biri popüler diğeri ucube iki arkadaş ki birinin abisi öldürülmüştür, katili bulmak için doğaüstü bir varlıkla anlaşma imzalarlar bu durum onlara yan yanayken bazı güçler verir. Tabi güç bazı sorumluluklar getirir ve onları kaosa çeker. Kararsız kaldım ama izlenmese olur bence.

Tenet

Herkes gibi benimde beklediğim filmlerden biriydi Tenet. Aslında bu film için özel bir yazı yazayım mı diye düşündüm ama ne yazabilirdim kafamda tutturamadım. Christopher Nolan son yaptığı filmlerle çıtayı oldukça yükseltmişti benim gözümde ama Tenet klasik bir aksiyon filminden öteye geçmiyor. İşin içine zaman ve zamanda yolculuk kavramı da girince film bilim kurgu olarakta adlandırılıyor. Önceki filmleri gibi sakin bir film değil Tenet. Sakin olmadığı, sürekli aksiyon olduğu için de konuyu takipte zorlanıyorsunuz.

Belki de üzerine çok düşünmediği konu ayrıntılarını örtmek için böyle bir aksiyona başvurmuş. Tamam diğer filmlerde de kafa karıştırıyordu ama bu filmde kendi kafası da karışmış olacak ki fazla detaya girmemiş.
Hem casus hem de süper kahraman var elimizde. Zaman birbirine dolanırken aslında kimin ne olduğu hangi görevle ortaya çıktığı belli değil. Film kendi içinde, kendini o kadar tekrar ediyor ki asıl vermesi gereken cevabı veremiyor. Eğer cevap bu işin başında kim varsa evet bir nebze cevap var ama tüm film boyunca merak edilen şey aslında bu zaman makinesi ve çalışma prensibi. Burada aydınlatıcı olsun diye konulan bir iki dakikalık araştırmacı sahnesi sadece kafa karıştırıyor. Nolan kendi de bir sonuç bulamamış olacak ki bu sebepten aksiyona yüklenmiş.
Konu basit. Dünyayı kurtarmaya çalışan biri var elimizde. Dünyayı yok etmek isteyenler ise gelecekteki insanlar. Gelecekten ve günümüzden gelen insanlarla dünyayı yok edecek adamı, sistemi durdurmaya çalışıyorlar. Tamam iç içe geçmiş zamanlar, olasılıklar, bir kaos var ortada ama film büyük baba paradoksundan öteye geçmiyor. Yine de izlenebilir bir aksiyon.

Ghostland

Son dönem korku filmlerinde de dizilerinde de iş yok. Ghostland onlardan biri. Yeni bir yapım da değil aslında. Ama izlenmemiş her film yenidir. Oldukça klasik bir konusu var filmin. Küçükken aldıkları orman evinde bir aile saldırıya uğrar. Anne burada çocuklarını korur ve kurtarır. On altı yıl sonra çocuklar büyür kendilerine farklı yollar çizer. Biri korku yazarı olur diğeri ise yaşadıklarını atlatamaz sürekli stres ve paranoya yaşar.
Eve geldiklerinde her şey normaldir. Ancak akşam olunca tuhaf olaylar olmaya başlar. Sanki olaylar tekrar eder. Bu sadece psikolojisi bozuk kızımız için olmaz. Gerçek ile hayal arasında gidip geliriz. Yoklukta izlenebilir bir film.

Bir başkadır

Üstünde o kadar konuşuldu, reklamı o kadar güzel yapıldı ki dizi güzelmiş gibi algılandı. Şimdi bunu söyleyince linç yemem umarım. Ana dizi bir diziden çok insanlar alemi belgeselli gibi. Sahnelerin üstüne Tarkan seslendirme yapsa belgesel diye yuttururduk bunu. Tamam oyunculuklar güzel, şahane ama hikaye o dizide, filmde olamasını istediğimiz kurgu bunda yok. O sebepten dolayı ne izlediğimizi bilmiyoruz.
Hoşumuza gidense, zaten içinde olduğumuz zaten olduğumuz kişileri ekranda görmek. Kendimizi izlememiz.

Tabi bunda bile bazı karakterlerin gerçekçiliğini sorguluyoruz. Derinlikleri o kadar az ki, zaten siz bunu tanıyorsunuz der gibi bırakılmış. Müzikler güzeldi ancak alakasız kullanımı beni rahatsız etti. Şimdi aa tam bizim toplum sinir olur on dakika sonra oynar diyeceksiniz ama eh bende size belgesel diyorum zaten. Sırf süreyi tutturmak için sahnelerin uzatılması da cabası.
Neyse zaten çoğunluk izlemiştir ama yazayım dedim. Zaten bir kısım yerdi, bir kısım övdü. Bir de dizi yorumu gibi bir şey yapsak Bir Başkadır’ın ikinci sezonu çıkar. Bence dizi olarakta düşünülmemiş bu ama demek ki dizi açığı vardı.

Lovecraft Country

Matt Ruff’un 2016 yılında çıkan dizisi yapılınca da Türkçesi geçtiğimiz aylarda piyasaya sürülen aynı adlı romanından uyarlanan bir drama, korku, macera dizisi Lovecraft Country. Kitabı henüz okumadım ama yorumlara göre çok fazla da esinlenildiği söylenemezmiş. Ben de dizinin ilk beş bölümünde oldukça zevk aldım. Gerilimi, macerası, dramı o kadar dozundaydı ki bir sonraki bölümü daha bölüm bitmeden iple çekiyordum. Derken birden çok sıradanlaşmaya o enerjisi kaybetmeye başladı. Bir yerden sonra tamam her şeyin olabileceği bir dünyada gördüğüm şeyleri de garipsemeye başladım.

Dizi ırkçılığın hat safhada olduğu bir dönemde geçtiği için bunu o dönemi çok iyi bir şekilde yaşıyor ve hissediyorsunuz. Zaman zaman bu sahneler ve olaylar diziyi bırakıp sorgulamanızı sağlıyor.
Atticus Kore Savaşında gerekli puanı toplar ve evine geri döner. Sürekli kitaplarla büyümüş hayal gücü sağlam olan Atticus eve döndüğünde babasının kayıp olduğunu görür ve onu aramaya başlar. Yanında, amcası, eski sevgilisi vardır. Tabi işler ilerledikçe büyücülerin, tarikatların karıştığı bir dizi olaylarla karşılaşır ve macera başlar.
Ne olursa olsun aslında bir çok diziye göre keyifle izlenebilecek HBO yapımı bir dizi.

Steins;Gate

Hazır Tenet’i yazmışken şimdi seze ondan daha fazla beyin yakan bir animeden bahsedeceğim. Öyle aksiyonla zaman geçirmelerde yok animenin her bölümü tam bir kafa karışıklığı. Konumuzda zamanda yolculuk ve paralel evrenler. Her bölümde o kadar olasılıkla karşılaşıyorsunuz ki bir yerden sonra kayış kopuyor.
Kendini çılgın ve kötü olarak adlandıran genç bilim adamımız geçmişe mesaj gönderebilen bir cihaz geliştirir. Tabi bunu test ederken farkına varır ki zaman kırılımları da oluşturmaktadır. Ancak kendisi bu kırılımlardan bir sebepten ötürü etkilenmez.

Hal böyle olunca birden işler karışır ve kafa karıştırıcı bir hal alır. Hatta geçmişte bir mesih oluşturma düşünceleri bile çıkar ortaya.
Tüm bu kurgu iyi giderken iş biraz duygusallaşınca olay kızı kurtarma döngüsüne dönünce canımı sıktı ama yine de keyifle izledim.
Bence kafa karışıklığını ve zaman ile ilgili konulara merakınız varsa kesinlikle izleyin. Yoksa da izleyin.

Bu yazıyı yazmamış olabilirim, yazmış olabilirim de…

ne olacak ki sanki

Sadece birkaç gün içerisinde daha ne olabilir ki diye düşünürken üst üste gelen haberlerle derin bir şaşkınlık yaşamaya başladım. Sanki bir mıknatısın pozitif ucuyum ve sürekli negatifliği çekiyorum.

Bu sadece benim için geçerli değil sanırım. Bu gölgenin kaderi. Kıt harita bilgimle bir değerlendirme yapmaya çalışsam da bu ülkenin coğrafyasının negatif çekiciliğine bir anlam yükleyemiyorum. Tüm sorun bende olmalı. En büyük paratoner görevi.

Mesela cebime attığım beş bozukluğun kendine bir delik yaratıp yok olma durumu var. Faili meçhul düşüşler içinde her biri. Sonuncusunun izini sürdüğümde market önünde bir kağıt parçasıyla karşılaştım. Birbirimize baktık. Yanından geçmek istediğimde yol vermedi üstüne üstlük üzerindeki yazıları kabarttı. Ben almışım. Ellerimi ceplerimi kontrol ettim ama hiç bir şey bulamadım. Sanıyorum fiş satın aldım ben. Şu yolumun üstündeki kağıt parçasını. Burada mı unutmuşum acaba? Neden öyle yaptım ki?

Bir diğeri ise gerçekten düştü. Yakalamaya çalışırken açık asfalt arasından toprağa karıştı. Eğilip gözlerimle kontrol ettim ama koca akranlıktan başka bir şey bulamadım. Ara ara suladım belki kök salar diye. Ama bir şey olmadı. Tek bir yaprak bile görmedim. Sonra öğrendim ki yerli tohumlar, yerelde yetişmiyormuş, illa yabancı olacakmış. Kulağımı yere dayadığımda hala düştüğünü fark ettim. Sesi uzaklaştıkça uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça, uzak. Bir süre sonra içim geçmiş. Öylece kalmışım orada. Toz toprak içindeyim. Sanki gelip, betonu basmışlar üstüme. Oysa biraz başım dönmüştü benim. Burnumun ucunda nemli siyah bir burun, gözlerini gözlerime dikmiş. Eh be aslanım dokunma bana sonra sabaha kadar kaşınıyorum. Tikim var benim.

Patisini başıma bastırıyor. “Merak etme.” Sonra havlıyor.

“Suratımda maske de yok” diye geçiriyorum içimden.

“Saat kaç” diyorum.

“Dokuz” diyor.

“İyi o zaman bir saat içinde maske bulmam lazım. Ondan sonra virüs bulaşıcıymış diyorum.”

Bir bozukluk kayboluyor. Sanırım cebimden biri aldı. Karar veremiyorum kim diye? Hırsız, devlet, bağış toplayan kurumlar? Birine gidiyor. Benden çıktığı kesin.

“Ya biz istersek düşürürüz” diyor biri. Ceplerimi yokluyorum. “Çok sıkıldım artık oynamıyorum” diye ekliyor. Etrafıma bakıyorum. Bolca resimli kağıtlarda hiç bir şey yok. Dur yalan söylemeyeyim sanıyorum biri birine…

Bu ben olabilir miyim? Başımı gizlerken kıçım açıkta kalıyor. Aman bilmiyorum. O kadar çok şey oluyor ki anlamıyorum. Evin kolonlarına sarılmalıyım. Biraz olsun dağıtırım üstümdekileri. Eğer içlerinde demir varsa.

Back to Top